BLOG

“Avrupa’da ete vergi getirelim” - Bu basit anlatıya kanmamak için 4 sebep!

14 Kasım 20236 dk okuma Editör

Avrupa Komisyonu’nun Baş Bilimsel Danışmanlarından Eric Lambin, Eylül ayı başında European Science-Media Hub için AB’de sürdürülebilir gıda tüketimine ilişkin vizyonu hakkında bir röportaj verdi. Bu makalede birçok ilginç sorunun ele alındığını gördüm, ancak başlık açıkça sansasyonel olmayı amaçlıyordu; Prof. Lambin “ağır kırmızı et yiyenlere” vergi uygulanmasından yanaydı. Aslında bu yeni bir şey değil, zira buna benzer öneriler zaman zaman yapılıyor ve düzenli olarak gündeme getiriliyor. 2020 yılında Tapp Coalitie adlı Hollandalı bir STK, AB Tarladan Sofraya Stratejisi’ne ilham vermek amacıyla aynı fikri ortaya atmıştı. Büyük ihtimalle bu öneri, Avrupa Komisyonu’nun 2024 sonrası girişimleri içindi.


Jacek Zarzecki
Başkan Yardımcısı
Copa-Cogeca Beef Working Party

Ancak bu arada, Tarladan Sofraya tecrübesinden öğrendiğimize göre, tarımda doğru dürüst bir etki değerlendirmesi yapılmadan sadece slogan odaklı büyük kampanyalar başlatmak her zaman çıkmaz yola girilmesine sebep oluyor. Eric Lambin böyle bir iddiada bulunmadan önce konuyla ilgili derinlemesine bir AB araştırması yapmış mıdır? Avrupa Ortak Araştırma Merkezi›nin Tarladan Sofraya konulu hiç üretilmemiş/bulunmamış çalışması, bu soruya olumsuz cevap verme ihtimalini göz önünde bulundurmamıza sebep oluyor. Tarihin tekerrüre mahkum olmadığına inandığım için European Livestock Voice için “Avrupa’da kırmızı (ya da başka herhangi bir renkteki) ete vergi getirme” gibi basit bir fikre karşı çıkmak için dört özel sebep belirledim.

GÜNLÜK TÜKETİM ÜRÜNLERİNE UYGULANAN VERGİLER HİÇBİR ZAMAN İYİ BİR GEÇMİŞE SAHİP OLMADI

Etten alınacak bir vergi öncelikle tüketicileri et ürünlerini tercih etmekten caydırmayı amaçlayacaktır. Günlük gıdalara bu tür vergiler uygulamak, etkililik açısından hiçbir zaman çok iyi bir geçmişe sahip olmadı. Vergilendirme, diğer politika müdahalelerine kıyasla nispeten kaba bir araçtır ve vergilendirme ile davranış değişikliği arasında genellikle öngörülemeyen bir ilişki vardır. Et temel bir üründür, talebi fiyat dalgalanmalarına karşı esnek değildir. Tüketici için bir et türünün tek gerçek ikamesi... ancak yine başka bir et türü olabilir. Bu ürüne yönelik derin ve hayati bir ihtiyaçtan kaynaklanan piyasanın gerçekliği budur. Etin ağır bir şekilde vergilendirilmesi, geçim sıkıntısı çeken sınıfların dengeli beslenmenin besleyici bir bileşenine erişimini engelleyen bir adaletsizlik olarak görülecektir.

Et vergisi düşük gelirli ailelerin daha iyi gıdalar seçmesine yardımcı olmayacaktır. Ekonomistler ve araştırmacılar1 düşük gelirli ailelerin hâlihazırda karşı karşıya oldukları sınırlı seçeneklerin, bir ürün vergisine daha sağlıklı bir gıda seçeneğiyle ikame ederek yanıt veremeyecekleri anlamına geldiğini, çünkü artan yaşam maliyetinin zaten düşük gelirli aileleri daha ucuz, düşük besinli, yüksek kalorili gıda kaynaklarına yönlendirdiğini, bir et vergisinin sadece bu beslenme açığını daha da kötüleştireceğini ve bu savunmasız nüfuslar arasında obezite ve diyabet oranlarını artıracağını belirtmektedir2. Bazı araştırmalara3, göre, tüketim vergileri düşük gelirli hane halklarına zengin hane halklarına kıyasla çok daha pahalıya mal olacaktır. Enflasyonun devam ettiği bir bağlamda, böyle bir önlem nasıl olur da en çok etkilenenler için çifte cezalandırma olarak algılanmaz?


Bu vergiyi savunanların buna bir çözümü var: yeniden dağıtım! Toplanan gelirin bir kısmı “sürdürülebilir gıda seçeneklerini” destekleyecek. Ancak bunu tamamen adaletsiz hale getirmeden yapmak için hangi kriterler kullanılabilir? Et ürünlerini ikame etmenin, çoğu durumda yüksek oranda işlenmiş ürünler olan ve bir avuç şirkete çok daha cazip marjlar sunan bitki bazlı taklit ürünlere fayda sağlaması da bekleniyor.

AVRUPA HOMOJEN TEK BİR YAYLADAN OLUŞMUYOR, HEM BİTKİ HEM DE HAYVAN YETİŞTİRİCİLERİNE İHTİYACIMIZ VAR

Et vergisi fikrini savunanlar tarafından öne sürülen bir diğer argüman da hayvansal üretiminin azaltılması ve bitkisel üretim türlerine yeniden yönelinmesi gerektiği. Bu basit ve kutuplaşmış4 bir tarım vizyonudur ve bu sebeple birden fazla açıdan tehlikelidir.5 Bugün Avrupa’daki tarım arazilerinin %29’u, ekilebilir ürünlerin ekilmesinin çevre ve iklim açısından neredeyse imkansız ve son derece maliyetli olduğu kıyı arazileridir. Avrupa kıtası yekpare homojen bir yayladan ibaret değil, kırsal bölgeleri çok parçalı ve çeşitlilik arz ediyor! Avrupalı hayvancılar mera ve otlakların korunmasında, dağlık kırsal alanların aşırı büyümesinin önlenmesinde ve yaz aylarında orman yangınlarının yayılmasının engellenmesinde baş aktörler konumunda. Besicilik bir taraftan gıda, gübre ve enerji üretirken yan ürün olarak ortaya çıkan büyük miktarda yenmeyen biyokütleyi geri dönüştürerek tarımda döngüsel bir malzeme akışını sürdürmek için de gerekli.

Avrupalı besicilerin hiçbir zaman pasif olmadıkları da asla akıldan çıkarılmamalı! Her geçen gün çiftliklerimizi dönüştürmek için adımlar atıyoruz. Et ürünlerine uygulanacak bir vergi tüm bu çabaları sekteye uğratacaktır! Herhangi bir yatırımı kârsız hale getirecek bir piyasa sinyali olarak işlev görecektir! Bu da zaten kritik bir sorun olan kırsaldan göçü ve aile çiftliklerimizin küçülmesiyle başlayan nesil yenileme sorununu daha da büyütecektir. Avrupa Komisyonu’nun Baş Bilimsel Danışmanları bunun gibi temel ekonomik gerçekleri nasıl unutabilir?

SORUNUN ÜÇÜNCÜ ÜLKELERE İHRAÇ EDİLMESİNİ NASIL SAVUNABİLİRİZ?

Bu “et vergisi” önerisi, hayvancılığı küresel bir ekonomik bağlama

oturttuğumuzda daha da sorunlu hale geliyor - ki bu tür tartışmalarda bu neredeyse her zaman unutuluyor! Böyle bir vergi kesinlikle üretimimizin üçüncü ülkelere kaydırılmasına yol açar. Avrupa’nın giderek Mercosur ülkeleri gibi ikili ticaret anlaşmaları yoluna gittiği bir dönemde, Brezilyalı kümes hayvanı üreticilerine geriye dönük bir vergiyi kabul ettirmeyi nasıl başaracağız? Böyle bir verginin maliyetini telafi etmek için yurtdışından gelecek daha ucuz et ürünleri kullanmaktan nasul imtina edeceğiz? Besi çiftliklerimizi kaybettiğimizde, standartlarımıza ve kontrol sistemlerimize uyulmasını nasıl sağlayacağız? 

Eski AB Bütçe Komiseri Günther Oettinger etin vergilendirilmesine yönelik ulusal tedbirleri zaten desteklemiyordu. Tagesschau’ya 2019’da böyle bir öneriyi yorumlarken, etin AB’de önemli ölçüde pahalılaşması durumunda, komşu ülkelerde de aynı derecede ucuz kalacağını ve sonuçta böyle bir önerinin “tamamen sembolik bir eylemle” sonuçlanacağını belirtmişti.

BÖYLE BİR VERGİ AB ANLAŞMALARININ RUHUNA AYKIRI OLUR!

Bu tartışmada göz ardı edilen bir diğer temel gerçek de böyle bir verginin AB anlaşmalarının özünü ihlal etmeden Avrupa düzeyinde uygulanamayacağıdır. Vergilendirme yetkisi ulusal otoriteye aittir. Ayrıca, Avrupa Birliği’nin İşleyişi Hakkında Antlaşma’nın 39. maddesi, Ortak Tarım Politikası’nın amacının gıda maddelerinin bulunabilirliğini temin etmek ve gıda maddelerinin tüketicilere makul fiyatlarla ulaşmasını sağlamak olduğunu açıkça belirtiyor. 

Bir alışveriş sepetinin ortalama fiyatının Üye Devletler genelinde düzenli olarak arttığı bir dönemde, mevcut Tarladan Sofraya önerilerinin ek fiyat artışlarına yol açacağını zaten biliyorken, tüm et ürünlerinde %10’u aşan bir vergi ile fiyatlarda ek bir artışı nasıl teşvik edebiliriz? Ulusal vergilerin üye ülkeler arasında ortak bir AB pazarı fikrine ters düşen dampinge yol açmamasını sağlamamız nasıl mümkün olabilir?  


Geriye baktığımda, bu tartışmayı birkaç yıldır Brüksel’de Tarladan Sofraya konusunda yaşananların bir devamı olarak görüyorum. Güçlü bir anlatıya sahip, ancak öncesinde derinlemesine bir araştırma yapılmamış pek çok pazarlama konsepti görüyoruz. Böyle bir iddianın Avrupa Komisyonu›nda bitki bazlı ve laboratuvarda yetiştirilen ete verdiği destekle tanınan bir akademisyen tarafından üstlenilmesi özellikle hayal kırıklığı yaratıyor.6 Bu yaklaşım, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula Von Der Leyen tarafından dile getirilen tarımsal konulardaki depolarizasyon arzusuyla örtüşüyor mu? Ben öyle düşünmüyorum. Çok sevdiğim bir sözle bitireyim: “Çiftçi toplumunu değiştirmeye çalışan tüm siyasi ideolojiler başarısız olmuştur çünkü çiftçilik teorilerle yönetilemez, gerçeklerle yönetilir”.

Kaynak: Copa-Cogeca

İlgili dosya: Hayvancılığın ekosistemlere sürdürülebilir etkisi

İlgili dosya: Sürdürülebilir arazi kullanımında hayvancılığın bilinmeyen değeri

Kapak Dosyası Kategorisindeki Yazılar
09 Eylül 20228 dk okuma

Yem Endüstrisinde Sürdürülebilirlik

27 Eylül 20187 dk okuma

Akdeniz Bölgesi’ndeki Deniz Balık Yetiştiriciliğinde Parazitlerin Etkisini Azaltacak Doğal Yem Katkıları

Balıklar, uzun zincirli doymamış yağ asitleri, vitaminler ve mineraller ve dengeli bir protein kayn...