Erik Visser
CEO
HAMLET PROTEIN
Jeopolitik gelişmeler, düzenlemeler, hayvan sağlığına yönelik riskler ve maliyet baskıları, 2026 yılında hayvansal protein ve hayvan besleme piyasalarının genel çerçevesini belirliyor. Bu piyasa görünümü; üretim, ticaret akışları, yem ekonomisi ve sürdürülebilirlik stratejilerinin küresel tedarik zincirleri boyunca nasıl yeniden şekillendiğini ele alıyor.
- 2026 yılında hayvansal protein üretimi artmaya devam edecek, ancak bu artış tüm türler için geçerli olmayacak. Kanatlı ve akuakültür üretimi ivmesini korurken, domuz ve ruminant üretiminin gerilemesi bekleniyor.
- Jeopolitik gelişmeler küresel ticaret akışlarını etkilemeyi sürdürecek ve tüm tedarik zincirini etkileyebilecek kesintiler her an ortaya çıkabilir. Bu kapsamda en yakından izlenmesi gereken ikili ilişki, Çin ile ABD arasındaki ticari ilişki olacak.
- Yem maliyetlerinin istikrarlı seyretmesi bekleniyor; bu da üreticilere özel bileşenler ve yem katkı maddelerine yatırım yapma imkânı tanıyacak. Soya küspesi (SBM) fiyat seviyelerinin de dengeli kalacağı öngörülüyor. Hayvanların genetik potansiyeline ulaşmasında besleme stratejileri giderek daha önemli hale gelecek.
- Afrika domuz vebası (ASF) ve yüksek patojeniteli kuş gribi (HPAI), dünya genelindeki üreticiler için tehdit oluşturmaya devam ederken, riskleri en aza indirmek amacıyla çiftlik yönetimi, biyogüvenlik önlemleri ve beslenmeye verilen önem artacak.
- AB ve ABD’deki düzenlemeler, yem, yem hammaddeleri ve yem katkı maddesi üreticileri üzerinde güçlü bir etki yaratma potansiyeline sahip. Özellikle AB’deki düzenlemeler, Avrupalı üreticilerin küresel rakiplerine kıyasla rekabetçi konumlarını etkileyebilir.
- Sektörün sürdürülebilirlik çalışmaları, yalnızca mevzuata uyum odaklı olmaktan çıkarak, iklim kaynaklı riskleri azaltmanın ötesine geçen ve iş modellerinin uyarlanmasını hedefleyen bütüncül risk yönetimi stratejilerine doğru evrilecek.
Hamlet Protein CEO’su Erik Visser, önümüzdeki yıl piyasaları şekillendirecek temel başlıklara ve bunların hayvansal protein ile hayvan besleme tedarik zincirleri üzerindeki etkilerine ilişkin değerlendirmelerini paylaşıyor.

JEOPOLİTİK GERİLİMLER KÜRESEL TİCARETİ ŞEKİLLENDİRMEYE DEVAM EDİYOR
2025’te ABD’nin ticaret politikalarının yarattığı ilk şokun ardından piyasalar istikrar kazanmış gibi görünüyor. Ancak bu görüntü yanıltıcı olabilir. Jeopolitik riskler önemini koruyor ve muhtemel kesintiler her an yeniden gündeme gelebilir.
Artık soru, ABD’nin gümrük vergilerini siyasi bir araç olarak kullanıp kullanmayacağı değil, bunu ne ölçüde yapacağı ve bu vergilerin zincirleme etkilerinin neler olacağıdır.
Bireysel ülkelere yönelik sözde “karşılıklılık” esaslı gümrük vergileri ile Çin, Kanada ve Meksika’ya, ABD’ye yönelik fentanil akışıyla ilişkilendirilerek uygulanan ek vergilere karşı açılan dava, 2025’in sonlarında ABD Yüksek Mahkemesi’nde görüldü. Mahkemenin kararını 2026’nın başlarında açıklaması bekleniyor.
Özellikle ABD–Çin ticari ilişkilerinin, ABD’nin soya ve domuz eti ihracatı üzerindeki etkileri ile bunun küresel piyasalar açısından doğuracağı sonuçlar yakından izlenmeli. Mevcut ticaret anlaşmasının 2026’nın ikinci yarısında sona erecek olması ve Kasım ayında yapılacak ABD ara seçimleriyle birlikte değerlendirildiğinde, bu tablo mevcut ABD yönetimini Çin ile bir anlaşmaya varma yönünde motive edebilir.
ABD’nin en büyük iki ticaret ortağı olan Kanada ve Meksika ile yürürlükteki serbest ticaret anlaşması da 2026’da gözden geçirilecek. ABD’nin bu anlaşmanın süresinin dolmasına izin verip vermeyeceği ya da temel maddeleri yeniden müzakere etmeyi tercih edip etmeyeceği belirsizliğini koruyor.
Avrupa Birliği ise Çin ile muhtemel ticari ilişkilerini yeniden değerlendirmeye hazırlanıyor. Taraflar arasındaki ticaret dengesizliğinin giderek artması sebebiyle, gümrük vergileri veya diğer önlemler masadaki seçenekler arasında yer alıyor.
YAPAY ZEKÂ, ÇİN VE ABD KÜRESEL EKONOMİNİN YÖNÜNÜ BELİRLİYOR
Mevcut projeksiyonlara göre 2026 yılında küresel ekonomik büyümenin, önceki beklentilerin üzerinde gerçekleşmesi öngörülüyor. Küresel büyümenin %3 seviyesine ulaşması beklenirken, bu artışın büyük ölçüde Çin (%5) ve ABD (%2,5) kaynaklı olması öne çıkıyor. Euro Bölgesi’nde ise büyümenin daha sınırlı kalarak %1,2 düzeyinde gerçekleşeceği tahmin ediliyor.
ABD’li şirketlerin 2025 yılında, artan ithalat vergilerinin etkisinden kaçınmak amacıyla oluşturduğu yüksek stok seviyeleri yakından izlenmeli. Bu stoklar, ABD ticaret politikalarının enflasyonist etkisini şimdilik sınırlamış durumda. Ancak bu etkinin 2026’ya gecikmeli olarak yansıması ve güçlü olması halinde, büyüme oranları üzerinde baskı yaratması mümkün.
Yapay zekânın (AI), finansal piyasalarda hâlihazırda oynadığı role kıyasla, reel ekonomi üzerindeki etkisi daha sınırlı kalabilir. Yüksek yatırımlar ve güçlü değerlemeler, muhtemel bir piyasa düzeltmesinde baskı altına girebilir. Buna karşılık, teknolojideki ilerlemeler işgücü piyasalarını ve verimliliği etkileyerek ekonomik büyüme üzerinde belirleyici olmaya devam edecek.
Çin, küresel siyasi ve ekonomik sahnede baskın bir aktör haline gelirken, ABD’nin daha öngörülemez ticaret ve dış politika yaklaşımı Avrupa Birliği için bir fırsat alanı yaratıyor. Bu süreç, Avrupa Birliği’nin ve avronun küresel etkisinin artmasına zemin hazırlayabilir.
HAYVANSAL PROTEİN ÜRETİMİNDE BÜYÜME, KİLİT TÜRLERDE HIZ KESİYOR
2026 yılında hayvansal üretimdeki büyümenin %0,5’in altına gerilemesi bekleniyor. Kanatlı ve akuakültür üretimi artışını sürdürürken, domuz ve ruminant üretiminin yatay seyretmesi veya sınırlı bir gerileme göstermesi öngörülüyor.
Üreticiler; hastalıklar, artan ticaret maliyetleri ve fiyat hassasiyeti yüksek tüketicilerin daha düşük fiyatlı ürünlere yönelmesi sebebiyle daha dar kâr marjlarıyla karşı karşıya kalacak.
Bu dönemde belirleyici unsur verimlilik olacak, hayvanların genetik potansiyeline ulaşmasında besleme stratejileri kilit rol oynayacak.
PİYASALAR KARMAŞIK VE DENGESİZ SİNYALLER VERİYOR
Küresel hayvansal protein talebi, yerel üretim ve ithalat yoluyla karşılanıyor. Salgınlar, düzenlemeler ve ticaret politikaları, üretimin hangi bölgelerde yoğunlaşacağını belirleyen temel faktörler arasında yer alıyor. Piyasalarda bir aksama yaşandığında, rekabet halindeki ihracat bloklarından biri ortaya çıkan fırsattan yararlanmak için üretim hacimlerini hızla artırıyor.
Avrupa’da domuz eti ve kanatlı üretiminin artması beklenirken, tarım üzerindeki siyasi baskılar üretim hacimlerinin Kuzeybatı Avrupa’dan Orta ve Doğu Avrupa’ya kaymasına yol açabilir. Kuzey Amerika’da domuz üretiminde sınırlı bir büyüme öngörülürken, kanatlı üretiminin ivme kazanması bekleniyor. Güneydoğu Asya’da domuz eti üretiminin artacağı tahmin ediliyor, ancak Afrika domuz vebası önemli bir risk unsuru olmaya devam ediyor. Kanatlı üretiminde ise güçlü bir büyüme öngörülüyor.
2025’in sonunda hükümet tarafından zorunlu kılınan sürü küçültme uygulamalarının ardından Çin’de domuz üretiminin gerilemesi bekleniyor.
Güney Amerika’da ise başta Brezilya olmak üzere tüm hayvan türlerinde büyüme öngörülüyor. AB–Mercosur geçici ticaret anlaşması, sığır eti ve kanatlı ihracatçıları için yeni büyüme fırsatları yaratabilir.
Geniş bir ürün portföyü sunan, farklı hayvan türlerine hizmet veren ve tüm bölgelerde pazar payına sahip çok uluslu şirketler, değişen piyasa şartları ve tüketici tercihlerindeki kaymalara karşı en iyi konumda olan aktörler olarak öne çıkıyor.

YEM MALİYETLERİ GEÇİCİ BİR İSTİKRAR ALANI SUNUYOR
Yem maliyetleri, toplam üretim maliyetlerinin %70’ine kadar ulaşabildiği için yakından izlenmesi gereken en önemli performans göstergelerinden biri olarak öne çıkıyor.
La Niña olgusunun güçlenmesi, Güney Amerika’da özellikle soya ve mısır verimlerini düşürebilir. Bu durum, balık unu ve balık yağı üretimi açısından kritik öneme sahip olan Peru’daki hamsi avcılığını da olumsuz etkileyebilir.
2026 yılında yem maliyetlerinin istikrarlı seyretmesi veya ılımlı bir şekilde gerilemesi bekleniyor. Bu görünüm, üreticilere hayvan sağlığı ve performansını artırmaya yönelik özel bileşenlere ve yem katkı maddelerine yatırım yapma imkânı tanıyabilir.
Muhtemel risklerden biri ise AB veya ABD ile Çin arasındaki ticari ilişkilerin bozulması olabilir. Çin’in dünya vitamin üretiminin %70’inden fazlasını ve kritik amino asitlerin önemli bir bölümünü gerçekleştirdiği düşünüldüğünde, yem üreticileri açısından Çinli tedarikçilere erişim hayati önem taşıyor. Çin, dünya lizin üretiminin %75’inden fazlasını ve metiyoninin %25’inden fazlasını tek başına sağlıyor.
SOYA KÜSPESİNDE (SBM) FİYATLARIN DENGEDE KALMASI BEKLENİYOR
Soya küspesi (SBM), geleneksel bir tarım ürünü olmanın ötesine geçerek küresel ölçekte stratejik bir enstrümana dönüşmüş durumda.
2025 yılında üretim rekor seviyelere ulaşmış olsa da, fiyat oluşumu artık yalnızca arz miktarına bağlı değil. Siyaset, sürdürülebilirlik ve izlenebilirlik gibi unsurlar fiyatlar üzerinde giderek daha belirleyici hale geliyor.
Çin, açık ara farkla dünyanın en büyük soya fasulyesi ithalatçısı konumunda ve yüksek bir kırma kapasitesine sahip. ABD ile olan ticari ilişkiler, Çin’in tedarik hacmini ABD’den mi yoksa Brezilya’dan mı karşılayacağını belirleyecek. Çin’in ardından Avrupa, ağırlıklı olarak Güney Amerika’dan olmak üzere, soya fasulyesi ve SBM ithalatında ikinci sırada yer alıyor. Tamamı GDO’suz olan AB’nin kendi soya üretimi, sanayinin talebini karşılamakta yetersiz kalıyor.
EUDR’nin uygulanması, ABD–Çin ticari ilişkilerinin stratejik yeniden yapılanması, ABD ve Brezilya’nın biyoyakıt politikaları, ABD tarım destekleri ile Güney Amerika’daki lojistik baskılar, 2026 yılında soya küspesi piyasalarını şekillendirecek başlıca unsurlar olacak.
Mevcut değerlendirmemize göre, 2026 yılında fiyat seviyelerinin istikrarlı seyretmesi bekleniyor.
DENİZ TAŞIMACILIĞI ÖNGÖRÜLEBİLİR DEĞİL
Covid dönemindeki kaostan Kızıldeniz krizinin yarattığı bozulmalara kadar uzanan benzeri görülmemiş tedarik zinciri aksamalarının ardından, deniz taşımacılığında istikrar hâlâ ufukta görünmüyor.
2026 yılında yeni gemilerin filoya güçlü bir şekilde katılmasıyla küresel taşıma kapasitesinin %5’e kadar artması bekleniyor. Buna karşın Süveyş Kanalı’nın yeniden açılma ihtimali, kısa vadede yeni aksamalara yol açabilir.
Tüm bunlara gümrük vergilerindeki öngörülemezlik de eklendiğinde, yeni yılda fiyatlar ve kapasite açısından oynaklığın tek kesinlik olması bekleniyor.

PETROL VE DOĞAL GAZ FİYATLARINDAKİ DÜŞÜŞ MALİYET BASKISINI HAFİFLETİYOR
Gaz ve elektrik, gübre üretiminde önemli maliyet kalemleri olarak öne çıkıyor; bu da yem maliyetleri üzerinde dolaylı bir etki yaratıyor. Aynı zamanda hayvan besleme ürünleri ve yem spesiyalitelerinin üretiminde de enerji maliyetleri belirleyici rol oynuyor. Petrol ise hem taşımacılık maliyetlerinin hem de bazı yem hammaddelerinin üretiminin temel itici unsurlarından biri.
2026 yılında, arz fazlası beklentisi sebebiyle petrol ve gaz fiyatları üzerinde aşağı yönlü bir baskı oluşması öngörülüyor. OPEC’in gönüllü üretim kesintilerini sonlandırması petrol arzını artırırken, devreye alınacak yeni sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) kapasitesi gaz piyasasını rahatlatabilir. Buna karşılık, artan talebe bağlı olarak elektrik fiyatlarında yukarı yönlü bir eğilim bekleniyor.
Ukrayna’daki savaşın sürmesi, Orta Doğu’daki kırılgan ateşkes ortamı ve Venezuela’da yeni bir tırmanma ihtimali, tedarik zincirlerini ve enerji güvenliğini ani kesintilere açık tutuyor. Öte yandan, Ukrayna’da çatışmaların sona ermesi ve Rusya’dan enerji arzının normalleşmesi halinde Avrupa’nın bu durumdan fayda sağlaması mümkün olabilir.
Enerji dönüşümü ilerlemeye devam etse de, son dönemdeki politika değişiklikleri ve büyük pazarlardaki depolama kapasitesi yetersizlikleri bu süreci yavaşlatıyor. Buna rağmen, rüzgâr ve güneş enerjisinin enerji karması içindeki önemi giderek artacak.

NİTELİKLİ İŞ GÜCÜNE ERİŞİM ÖNEMLİ BİR RİSK UNSURU OLARAK ÖNE ÇIKIYOR
2026 yılında sektörün işgücü daralmaya devam edecek. Emekliliklerin artması, yeni yeteneklerin sektöre kazandırılmasındaki yavaşlama ve daha kısıtlayıcı göç politikaları, hem hayvansal protein hem de hayvan besleme sektörlerindeki üreticiler üzerinde baskı oluşturacak.
Otomasyon çözümün bir parçası olabilir. Ancak sektörün, gıda için güvenli yem üretiminin önemini daha güçlü şekilde vurgulaması ve genç profesyonellerin artan küresel talebi karşılamada nasıl bir rol oynayabileceklerini ortaya koyması gerekecek.
Yem fabrikaları, çiftlikler ve entegre üreticiler, gelecekteki işgücü ihtiyaçlarını güvence altına almak için net bir stratejiye sahip olmalı. Nitelikli çalışanların işe alınması, eğitilmesi ve elde tutulmasına yatırım yaparken, diğer sektörlerle rekabet edebilecek ücret ve yan hak paketleri sunmalıdır.
SALGINLAR KÜRESEL ÖLÇEKTE TEHDİT OLMAYA DEVAM EDİYOR
Hastalıkların piyasaları nerede ve ne ölçüde etkileyeceğini öngörmek mümkün değil. Ancak 2026 yılında salgınların yaşanacağı ve bunun hayvansal protein tedarik zincirleri üzerinde etkili olacağı neredeyse kesin kabul ediliyor.
Yerel pazarlarda ortaya çıkan salgınlar, ihracat akışlarını sekteye uğratacak, üretici maliyetlerini artıracak ve fiyat seviyeleri üzerinde baskı oluşturacaktır.
Afrika domuz vebası (ASF) ve kuş gribi (AI), hem yerel hem de ihracat pazarlarını etkileyecek en yaygın hastalıklar olmaya devam edecek. Bunlara Yeni Dünya vida kurdu, şap hastalığı ve mavi dil gibi ortaya çıkan hastalıklar da eklendiğinde, salgın riski biyogüvenlik önlemlerinin daha da sıkılaştırılmasını beraberinde getirecek.

BÜYÜK DÜZENLEYİCİ DEĞİŞİKLİKLER MASADA
AB Ormansızlaşmanın Önlenmesi Tüzüğü (EUDR) uygulanması, Aralık 2025’te bir kez daha on iki ay ertelendi. Düzenleme, yedi temel emtiayı kapsıyor ve bunlar arasında hayvansal protein ve hayvan besleme sektörüyle doğrudan ilişkili olan sığır ve soya da yer alıyor.
AB, 30 Nisan’da EUDR kapsamındaki raporlama yükümlülüklerini gözden geçirecek. Yıl içinde ise düzenlemenin uygulanmasına ilişkin daha net bir takvimin açıklanması bekleniyor.
Şimdiden duyurulan önemli bir düzenleme ise, EUDR’ye uyumlu tedarik sorumluluğunun, soya küspesini (SBM) Avrupa pazarına ilk kez sunan şirketle sınırlı tutulacak olması.
ABD’de, Yenilikçi Yem Geliştirme ve Ekonomik Kalkınma Yasası (Innovative Feed Enhancement and Economic Development – FEED Act), iki partinin desteğiyle Kongre gündeminde yer alıyor. Söz konusu düzenleme, FDA’nın mevcut düzenleyici çerçevesini modernize ederek, temel beslenmenin ötesinde faydalar sunan yem bileşenlerinin onaylanmasına imkân tanımayı hedefliyor. Bu adım, ABD’li üreticiler ve ithalatçılar için yem katkı maddelerinin sağlık ve performans üzerindeki etkilerini daha etkin şekilde anlatabilmeleri açısından önemli bir ilerleme anlamına geliyor.
Genel olarak yem formülasyonlarında ilaç kullanımına, özelde ise antibiyotik büyütme faktörlerine (AGP) yönelik düzenlemeler giderek sıkılaşıyor. Antibiyotiklerin yerini tek bir ürünle doldurmak mümkün olmadığından, hayvan sağlığı ve performansını desteklemek için çok yönlü besleme stratejilerine ihtiyaç duyulacak.
Düzenleyici çerçevelerdeki bu değişim, yem katkı maddeleri ve özel bileşenler üreten firmalar için yeni büyüme fırsatları yaratacak.
SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK, İŞ STRATEJİSİNİN MERKEZİNE YERLEŞİYOR
Sürdürülebilirlik artık tedarik zinciri boyunca “olsa iyi olur” seviyesinde değil, vazgeçilmez bir gereklilik haline gelmiş durumda. Ancak bu, sürdürülebilirlik çabalarının tamamının doğrudan gelir yaratacağı anlamına gelmiyor. Müşteriler, mutlaka bir fiyat primi ödemeseler bile, tedarikçi seçimlerinde sürdürülebilir uygulamaları giderek daha belirleyici bir kriter olarak kullanıyor.
Hayvansal protein üreticileri, daha yüksek verimlilik için yem optimizasyonuna, çevresel etkilerin azaltılmasına, alternatif hammaddelerin kullanımına ve hayvan sağlığı ile refahının iyileştirilmesine daha fazla odaklanacak.
Aynı zamanda risk yönetimi, sürdürülebilirlik uygulamalarının giderek daha önemli bir parçası haline geliyor. Zira gelecekteki yatırımlar iklim değişikliği faktörünü daha fazla dikkate alacak.
Son olarak, artan düzenleyici gereklilikler, üreticileri sürdürülebilirlik politikalarını stratejik planlamalarının ayrılmaz bir parçası haline getirmeye zorlayacak.

BİRLEŞME VE SATIN ALMA FAALİYETLERİ SEKTÖRDE İVME KAZANIYOR
Hayvan besleme ve hayvansal protein piyasalarında son yıllarda sınırlı kalan işlem hacminin ardından, 2026 yılında birleşme ve satın alma (M&A) faaliyetlerinde belirgin bir artış bekleniyor. Ölçek ve verimlilik arayışındaki çok uluslu şirketler ile özel sermaye (private equity – PE) fonları, sürdürülebilirlik, teknolojik entegrasyon ve stratejik konsolidasyona odaklanacak.
Büyük ve entegre şirketler, daha güçlü ve rekabetçi konumda oldukları alanlara yoğunlaşmak amacıyla, ana faaliyet alanı dışındaki hayvan besleme varlıklarını portföylerinden çıkarmayı planlıyor. Özel sermaye fonları ise sektörün dayanıklılığı ve istikrarlı büyümesinden cazibe bularak, orta ölçekli özel katkı maddesi tedarikçilerini konsolide etmek üzere aktif biçimde sermaye kullanıyor. Mevcut orta ölçekli oyuncuların coğrafi genişleme, teknoloji kazanımı veya portföy çeşitlendirmesi amacıyla yürütecekleri inorganik büyüme hamleleri de M&A faaliyetlerini daha da hızlandıracak.
DSM-Firmenich’in hayvan besleme bölümünün planlanan satışı gibi büyük ölçekli işlemler, sektördeki konsolidasyonu daha da ivmelendirebilir.
YAPAY ZEKÂ, DEVRİM DEĞİL EVRİM GETİRİYOR
Hayvansal protein ve hayvan besleme üretiminde yapay zekâ (AI), devrimden ziyade evrim niteliğinde ilerleyecek. Sektörün görece muhafazakâr yapısı sebebiyle, AI uygulamalarının hayata geçirilmesi çiftlik yöneticileri ve besleme uzmanları tarafından temkinli karşılanabilir.
Buna rağmen, farklı kaynaklardan elde edilen verilerin bir araya getirilerek hayvan türlerine özel, optimize edilmiş rasyonların oluşturulmasına ve bireysel hayvanların beslenme davranışlarının izlenmesine yönelik uygulamaların yaygınlaşması bekleniyor. Bu sayede sağlık veya beslenme kaynaklı sorunların erken aşamada tespit edilmesi mümkün olacak.
Aynı zamanda yapay zekâ, su ve enerji kullanımının optimize edilmesi, atıkların azaltılması, karbon ayak izinin izlenmesi ve gübre yönetiminin iyileştirilmesi gibi sürdürülebilirlik odaklı uygulamaları desteklemek amacıyla da devreye alınacak.

2026’DA KIVRAKLIK, BELİRLEYİCİ BİR REKABET AVANTAJI HALİNE GELİYOR
Önümüzdeki yıl değişimin gelip gelmeyeceği değil, ne ölçüde yaşanacağı artık temel soru haline gelmiş durumda.
Küresel ölçekte hayvansal protein talebi artmaya devam edecek. İnsanlar et, süt, yumurta ve balık tüketmeyi sürdürecek. Sektör ise giderek artan dünya nüfusunu beslemek zorunda kalacak.
Hangi protein kaynaklarının tercih edileceği ve bu üretimin nerede gerçekleşeceği, hayvan besleme ve yem katkı maddelerinin tedarikini doğrudan etkileyecek. Jeopolitik gelişmeler, tüketici tercihleri, hayvan hastalıkları ve düzenlemeler, önümüzdeki yıl piyasaları şekillendirecek unsurlar arasında yer alıyor.
Gelecekteki başarının anahtarı uyum sağlama kapasitesi ve çeviklik olacak. Bu sebeple 2026’nın kazananları, değişen şartlara hızlı ve kararlı şekilde cevap verebilen şirketler olacak.
HAMLET PROTEİN: İNOVASYONLA DESTEKLENEN SÜRDÜRÜLEBİLİR PAZAR PAYI BÜYÜMESİ
İnovasyon, pazar payındaki büyümeyi desteklemeyi sürdürüyor. 2026’da Hamlet Protein, genç hayvan beslenmesinde sınıfının en iyisi çözümler sunmaya devam edecek. Hayvanların genetik potansiyeline ulaşmasında erken dönem beslemenin giderek daha fazla önem kazanmasını göz önünde bulundurarak, yeni yılda bölgeler genelinde ilave büyüme elde etme konusunda iyimseriz.
SSP pazar büyüklüğünün 1,6 milyon ton olduğu tahmin ediliyor ve yıllık ortalama %3–4 oranında büyümeyi sürdürmesi bekleniyor. Artan dünya nüfusu, sıkılaşan düzenlemeler ve devam eden pazar konsolidasyonu gibi makroekonomik itici güçler bu büyümeyi destekliyor.
Hamlet Protein, yalnızca diğer bitkisel protein ürünlerinin yerini almakla kalmayacak. Aynı zamanda plazma ve balık unu gibi hayvansal protein kaynaklarından da pay alarak hacimlerini daha da artıracak. Balık unu arzının 2026’da sınırlı kalması ve bunun sonucunda fiyatların yüksek seyretmesi bekleniyor. Domuz plazması ise arz daralmasına bağlı olarak fiyat oynaklığı ve yukarı yönlü baskıyla karşı karşıya kalacak.
Hamlet Protein’in piyasadaki en hızlı sindirilen bitkisel protein olduğunu ortaya koyan, protein kinetiğine ilişkin benzersiz araştırmalarımızın devamını getirecek ve sindirim hızının yem formülasyonlarını optimize etmek için nasıl kullanılabileceğini tanımlayacağız.
Geçen yılın ikinci yarısında, kuru buzağı başlangıç yemlerinde elde edilen heyecan verici deneme sonuçlarını yayımladık. Bu sonuçları ruminant pazarlarındaki varlığımızı daha da büyütmek için kullanacağız. Kanatlı segmentinde ise ilave büyüme için yumurta tavukları ve hindilere odaklanacağız.
Hamlet Protein, yıllar içinde domuz yavruları alanındaki çalışmalarıyla domuz yetiştiriciliği sektöründe güçlü ilişkiler kurmasıyla tanınıyor. Sektörde anaç performans göstergelerine (KPI’lar) yönelik artan endişelere cevap olarak, anaç ölüm oranlarının azaltılmasını hedefleyen denemeler yürütmek üzere domuz üreticileriyle iş birliği yapacağız.
Sürdürülebilirlik, stratejimizin temel taşlarından biri olmaya devam ediyor. 2025’in sonunda Yaşam Döngüsü Değerlendirmemizi (LCA) tamamladık ve Bilime Dayalı Hedefler Girişimi’ne (SBTi) katıldık. Bu adım, 2026 ve sonrasına yönelik net bir yol haritası sunuyor.
Hamlet Protein, özel soya proteinlerinde lider konumunu korumak için insan kaynağına, ürünlere, üretime ve süreçlere yatırım yapmayı sürdürecek ve dağıtım ortaklarıyla birlikte ihracat pazarlarında büyümek için çalışmaya devam edecek.