BLOG

Hayvancılığın ekosistemlere sürdürülebilir etkisi

14 Kasım 20235 dk okuma Editör

Sürdürülebilirlik konusundaki tartışmaların devam ettiği bir dönemde, kapak dosyamız bu çok yönlü konunun ince yönlerine eğiliyor. Yanlış anlamaları gidermekten, hayvancılık, arazi kullanımı ve küresel gıda sistemleri arasındaki karmaşık ilişkilere dair bir perspektif sunmaya kadar, bu dosya, sürdürülebilir bir geleceğe giden yolda hayvancılığın rolü hakkında dengeli bir bakış sunmayı amaçlıyor.

Dünya, karmaşık sorunlarla başa çıkmaya çalışırken, en tartışmalı ve cesurca söylemek gerekirse kutuplaştırıcı tartışmalardan biri, sürdürülebilirliğe giden yolda hayvansal üretiminin rolü. Bu tartışmanın merkezinde temel bir soru yatıyor: Gıda sistemlerimizin çevre üzerindeki etkisini hafifletme konusunda, hayvancılık sorunun parçası mı, yoksa çözümün anahtarı mı?

Son zamanlarda, birçok insan için hayvancılığı sera gazı emisyonlarının ve iklim değişikliğinin başlıca sebeplerinden biri olarak suçlamak neredeyse doğal bir eğilim haline geldi. Hâkim anlatı, hayvancılığı kaynakların doymak bilmez bir şekilde tüketen, metan gazı salınımına sebep olan ve orman katliamlarının arkasındaki suçlu olarak gösteriyor. Ancak bu bakış açısı sizce de çok yüzeysel değil mi? Ekosistemlerimize ve daha geniş sürdürülebilirlik hedeflerimize hayvancılığın çok yönlü katkılarını gözden kaçırmıyor muyuz?

Hayvansal üretime yönelik olumsuz yaklaşımlar, popüler ve bazı durumlarda iyi niyetli olmasına rağmen, çevresel ayak izi hakkında abartılı iddialara yol açagelmiştir. Her sektör gibi, hayvancılığın da zorlukları bulunmaktadır ve bu zorlukların ele alınması gerekmektedir. Ancak belki de hayvancılığı komple bir sorun olarak görmek yerine, çözümün ayrılmaz bir parçası olduğunu kabul etmenin zamanı gelmiştir.

Tartışmanın ana gündem maddesi olan sera gazı emisyonları ile başlayalım. Hayvancılık eşittir emisyonlar gibi bir algı söz konusu, özellikle metan açısından. Emisyonları inkar etmiyoruz elbette ancak hikâye burada bitmiyor. Sığır, keçi ve koyun gibi ruminantların sindirim sistemlerinde meydana gelen enterik fermantasyon süreci metan üretiyor. Bu gerçeği kabul etmek önemli olsa da resmin tamamını gözden kaçırmamalı. Ruminantlar, insanlar için genellikle sindirilemeyen lifli bitkileri yüksek değerli proteinlere etkili bir şekilde dönüştürebilmelerini sağlayan benzersiz bir sindirim sistemine sahiptir. Bunu yaparken, potansiyel çevresel atığı azaltmakla kalmazlar, aynı zamanda et ve süt ürünleri şeklinde besin değeri sunarlar.

Ayrıca, bu noktada hayvansal kaynaklı metan ile diğer kaynaklardan gelen metan arasında ayrım yapmak kritik önemde. Örneğin, doğal sulak alanlar, önemli metan emisyonlarının kaynağıdır. Ancak sulak alanlardan üretilen metan, insan faaliyetlerinden büyük ölçüde etkilenmez. Buna karşılık, hayvancılıktan kaynaklanan metan, diyet ayarlamaları ve iyileştirilmiş hayvancılık uygulamaları dahil olmak üzere çeşitli stratejilerle yönetilebilir ve azaltılabilir.

Hayvansal üretim sadece emisyonlarla değil, aynı zamanda karbon depolama ve sorumlu arazi kullanımıyla da alakalıdır. Dünyanın birçok yerinde hayvancılık, otlakların korunmasında, çayırların aşırı büyümesini engellemede ve orman yangınları riskini azaltmada kritik bir rol oynamaktadır. Hayvanlar, tarım alanındaki malzemelerin döngüsel akışına katkıda bulunarak yenmeyen biyokütlenin gıda, gübre ve enerji gibi değerli kaynaklara dönüştürülmesini sağlıyor.

Daha fazla inceliğe dikkat edip söz konusu arazinin türlerini düşündüğümüzde ise büyük resim daha da karmaşık hale gelir. Tüm arazi türleri geleneksel mahsul yetiştiriciliği için uygun değildir ve işte burada hayvancılık devreye girer. Örneğin, ruminantlar, genellikle mahsuller için uygun olmayan arazilerde iyi gelişir. Çayırlar ve marjinal araziler, ruminantların varlığı ile verimli hale gelir. Bu araziler, küresel manzaramızın önemli bir bölümünü oluşturur ve atmosferden karbon yakalayarak karbon yutağı görevi görür ve iklim değişikliği ile mücadelemizi destekler.

Ancak, bu sadece karbon yakalama ile ilgili değil; dengeyi koruyan arazi kullanımı da önemlidir. Birçok bölgede, tarım ve hayvancılık için ayrılan arazi miktarı onlarca yıldır neredeyse sabit kalmıştır, bu da hayvancılığın diğer tarımsal faaliyetleri olumsuz etkilediği iddiasını şüpheli hale getirir. Tarıma holistik yaklaşım bu birlikteliği gerektirir.

Sürdürülebilirlik hedefimizde, bitki bazlı diyetler ve ete vergi getirilmesi gibi çözüm önerilerini sıkça duyuyoruz. Ancak, bu tür önlemlerin muhtemel sonuçları üzerine eğilmek gerekiyor. Örneğin, ete yüksek vergiler koymak tüketimi azaltmanın etkili bir yolu gibi görünebilir ancak gerçeklik çok daha karmaşıktır. Et temel bir besindir ve talebi fiyat dalgalanmalarına karşı pek esnek değildir. Diğer taraftan, düşük gelir gruplarındakiler başta olmak üzere birçok insan için et üzerinde vergi, değerli bir besin kaynağına erişimi zorlaştıran bir haksızlık olarak görülecektir.

Bu tür politikaların karmaşıklığı uzar gider. Bu vergilerin düşük gelirli aileleri, zaten artan yaşam maliyeti nedeniyle sınırlı gıda seçenekleriyle başa çıkmakta zorlanmamalarını nasıl sağlarız? “Sürdürülebilir gıda seçeneklerini” teşvik etmek için vergi gelirlerinin yeniden dağıtılmasına yönelik önerilen çözüm, adalete ilişkin soruları ve geleneksel hayvancılık pahasına yüksek oranda işlenmiş bitki bazlı ürünlere fayda sağlamanın istenmeyen sonuçlarını gündeme getiriyor.

Bu tartışmanın karmaşıklığına dikkat çekerken, muhtemel çözümlerin herkesi memnun edecek bir sihirli değnek olmadığını göz önünde bulundurmak gerekir. Regülasyon konusundaki siciliyle meşhur Avrupa kıtası örneğin, farklı bölgelerin benzersiz ihtiyaçları ve katkıları olduğu bir çeşitli manzara sunar. Tamamen bitki temelli tarıma geçme rüyası, hayvancılığın çeşitli ekosistemlerdeki çeşitli ve hayati rollerini adeta görmezden gelir.

Bu tartışmanın uluslararası boyuttaki küresel bağlamı da unutmamak gereklidir. Tartışmalar genellikle Avrupa politikalarına ve önlemlerine odaklanır, ancak etkinin sınırlarla sınırlı olmadığını kabul etmek önemlidir. “Avrupa’da et vergisi” önerisi, uluslararası ticaret ve küresel canlı hayvan üretimi üzerindeki etkileri hakkında soruları gündeme getirir. Bu tür önlemler, üretimin üçüncü ülkelere taşınmasına yol açarak sürdürülebilirlik prensiplerini zedeler.

Ayrıca, vergilendirme yetkilerinin genellikle ulusal düzeyde olduğunu ve Avrupa çapında et vergilerini uygulamak karmaşık ve tartışmalı bir girişim haline getirir. Avrupa Birliği anlaşmaları, gıda arzının ve makul fiyatların sağlanmasının önemini vurgulayarak bu tür önlemlerin uygulanmasını karmaşıklaştırır.

Sonuç olarak, hayvancılıkla ilgili tartışma popüler anlatıdan daha karmaşık ve hassas. Hayvancılıkla ilgili sorunları ele almak kadar, hayvancılığın sürdürülebilirliğe sunduğu çok yönlü katkıları da kabul etmek de elzem. Hayvanlar, karbon yakalama, arazi yönetimi ve kaynakların verimli kullanımı konularında önemli bir rol oynar ve tarım için holistik bir yaklaşım sunar. Sürdürülebilir bir geleceğe doğru ilerlerken, hayvanların ekosistemimizdeki vazgeçilmez rolünü kabul etmenin ve bu bilgileri politika ve uygulamalarımıza entegre etmenin zamanıdır. Hayvansal üretime getirilen eleştiriler, sorunları ele almak kadar faydaları da takdir eden dengeli bir bakış açısına sahip olmalıdır.

Bu kapak dosyasında, hayvancılığın ekosistemlerimiz ve daha geniş sürdürülebilirlik çerçevesi üzerindeki etkisinin karmaşık yapısını ele almayı amaçladık. Bu çalışma, hayvancılık, arazi kullanımı ve küresel gıda sistemleri arasındaki karmaşık dinamikleri keşfetmekten, hayvancılığın rolü hakkındaki yanlış anlamaları ele almaya kadar kapsamlı bir bakış açısı sunuyor. Öne çıkan iki makale olan “Sürdürülebilir Arazi Kullanımında Hayvancılığın Bilinmeyen Değeri” ve “Avrupa’da Ete Vergi Getirelim - Bu Basit Anlatıya Kanmamak İçin 4 Sebep” aracılığıyla, hayvancılığın sürdürülebilir arazi yönetimine göz ardı edilen katkılarını araştırıyor ve dar anlatılara itiraz ediyoruz. Daha yeşil bir gelecek arayışımızda hayvancılığın rolünün hassas bir portresini çizen bu makalelere daha yakından bakarak sürdürülebilir tarımın çeşitli alanlarını keşfederken bu aydınlatıcı yolculukta bize katılın.

İlgili dosya: Sürdürülebilir arazi kullanımında hayvancılığın bilinmeyen değeri

Kapak Dosyası Kategorisindeki Yazılar
29 Mart 20206 dk okuma

Brexit ve gelecekte yemin bütünlüğünü koruma mücadelesi

Uzun vadeli bir ilişkinin dağılmasıyla yüzleşirken, Sugarich Satın Alma Direktörü Paul Featherstone...

12 Haziran 20233 dk okuma

Yapay et pazarı 2032’te 20 milyar doları geçecek

22 Mayıs 20206 dk okuma

YEM SEKTÖRÜ OLARAK COVİD-19 PANDEMİSİNE KARŞI NE KADAR GÜÇLÜYÜZ?

İçinde bulunduğumuz yüzyıl gerek yaşadığımız doğal afetler, global savaşlar ve ekonomik buhranlara ...