BLOG

ABD soya fasulyesi, yem sektöründe kalite ve sürdürülebilirlik vaat ediyor

25 Haziran 20257 dk okuma

ABD menşeli soya fasulyesinin yem sektöründe kalite ve sürdürülebilirlik açısından sağladığı avantajlar USSEC Türkiye tarafından İzmir’de düzenlenen seminerde kapsamlı biçimde ele alındı. Katılımcılar, bilimsel verilerle desteklenen sunumlar aracılığıyla bu ürünlerin sektöre kattığı değeri karşılaştırmalı olarak deneyimleme imkânı buldu. Sektörün yoğun ilgisiyle karşılaşan etkinlik, yem üreticileri ve uzmanlardan aldığı olumlu geri dönüşlerle tamamlandı.

Soya fasulyesinin yem sanayindeki yeri ve potansiyeli, bilimsel veriler ışığında yeniden değerlendirildi. 19-20 Haziran 2025 tarihlerinde İzmir’de, Hyatt Regency İstinye Park Otel’de düzenlenen ve ABD menşeli soya ürünlerinin avantajlarını gündeme taşıyan seminer, USSEC (U. S. Soybean Export Council – ABD Soya İhracat Konseyi) Türkiye’nin ev sahipliğinde gerçekleştirildi. “ABD Soya Fasulyesi, Yem Üreticilerinin Kârlı ve Sürdürülebilir Üretim Hedeflerine Ulaşmaları İçin Tercih Edilen Kaynaktır” başlığını taşıyan etkinlik, yem üreticilerinden kanatlı entegrasyonlarına, kırma tesislerinden hammadde ithalatçılarına kadar geniş bir yelpazede sektör temsilcisini bir araya getirdi. Yem sektörü ihtisas dergisi Feed Planet de bu önemli etkinliği yerinden takip etti.

İki gün süren seminerle, yem üretiminde verimlilik, sürdürülebilirlik ve kalite hedeflerine ulaşmada Amerikan soya fasulyesinin oynayabileceği rolü bilimsel ve teknik verilerle tartışmaya açmak amaçlandı. Etkinlik boyunca, protein kalitesinin doğru ölçümü, düşük proteinli formülasyonların ekonomik ve çevresel avantajları, ısıl işlem tekniklerinin etki düzeyi, menşe ve hasat yılına bağlı besin değeri değişimleri gibi başlıklarda detaylı sunumlar yapıldı.


Katılımcılar, sadece teorik değil, aynı zamanda sahada uygulanabilir bilgilerle donatıldı. Özellikle 2007’den bu yana yapılan kapsamlı analizlerin ışığında, ABD menşeli soyanın kalite istikrarı ve besin profili açısından neden tercih edildiği, çeşitli menşe ve yıllar arasında karşılaştırmalarla ortaya kondu.

Sırrı Kayhan

USSEC’in Türkiye temsilcisi Sırrı Kayhan’ın açılış konuşmasının ardından USSEC’in teknik uzmanları ve alanında uzman akademisyenler, yem sanayinin güncel ihtiyaçlarını hedef alan kapsamlı sunumlarıyla etkinliğe derinlik kattı. Sunum yapan uzmanlar arasında Dr. Gonzalo Mateos ve Dr. Lourdes Cámara García (Universidad Politécnica de Madrid), Dr. Guillermo Fondevila (Universidad de Zaragoza), Dr. Kees Geerse (USSEC), Dr. Carlos Dapoza (Evonik) ve Kemal Burak Kayhan (Feedback Yazılım) yer aldı.

ABD MENŞELİ SOYA FASULYESİ AVRUPA PAZARINDA KALİTESİYLE ÖNE ÇIKIYOR

Çalışmalarını İspanya’nın önde gelen eğitim kurumlarından Universidad Politécnica de Madrid’de devam ettiren Dr. Gonzalo G. Mateos sunumunda, soya fasulyesinin kimyasal bileşimi ve yem değeri üzerine yapılan kapsamlı analizlerden bahsetti. Özellikle Avrupa limanlarına ulaşan soya fasulyelerinin protein, amino asit ve karbonhidrat içeriklerini karşılaştıran tecrübeli akademisyen, farklı menşelere göre değişen kalite parametrelerini ele aldı. Mateos, ABD menşeli soya fasulyelerinin Brezilya ürünlerine kıyasla daha az hasarlı, daha homojen ve yüksek besin değerine sahip olduğunu vurguladı.

Dr. Gonzalo G. Mateos

Dr. Mateos, yıllara yayılan verilerle desteklediği sunumunda, ham fasulyenin kalitesinin yalnızca ekstraksiyon süreciyle değil, üretim bölgesinin iklim şartları ve lojistik süreçleriyle de doğrudan ilişkili olduğu belirtti. Sunumun öne çıkan mesajı; ABD soyasının daha yüksek sukroz ve stakiyoz içeriği sayesinde daha yüksek enerji  (ve Amerikan Soya fasulyesinden üretilen küspelerde bu enerji değerinin farkının 100 Kcal’i geçtiğini ), daha iyi amino asit profili ve daha düşük lif oranı gibi etkenlerle, yem sanayii açısından daha avantajlı bir kaynak sunduğu şeklindeydi.

SOYA KÜSPESİNDE KALİTEYİ MENŞE VE HASAT YILI BELİRLİYOR

Madrid Politeknik Üniversitesi’nden (Universidad Politécnica de Madrid) Dr. Lourdes Cámara García, Avrupa’ya gelen farklı kökenli soya fasulyeleri ve bunlardan elde edilen küspelerin kalite analizlerine dair dikkat çekici sonuçlar sundu. 2007’den 2024’e kadar yapılan analizlere göre, soya küspesinin besin değerinde en belirleyici iki faktör fasulyenin geldiği ülke ve hasat yılı oldu.

Dr. Lourdes Cámara García

Sunumda verilen bilgiler ışığında; Brezilya kökenli soya küspesi daha yüksek ham protein, ham lif, NDF ve rafinoz içerirken, Arjantin ve ABD küspeleri daha yüksek lizin ve toplam sülfürlü amino asit (TSAA) profili ile öne çıktı. Bununla birlikte, yıl bazlı iklim değişkenlikleri de şeker içeriği gibi birçok parametrede belirleyici rol oynadı. “Sukroz, stakiyoz ve rafinoz değerlerinde yıllar arası değişim yüzde 35’ten fazla,” diyen García, bu sebeple sabit matrikslerle çalışmanın yanıltıcı olabileceğini de ifade etti.

Dr. García, ham fasulyenin protein kalitesinin sadece coğrafyaya değil, aynı zamanda hasat sırasındaki iklim şartlarına da bağlı olduğunun altını çizdi. Isıl işlem kalitesi, KOH çözünürlüğü ve PDI gibi testlerle değerlendirilebiliyor. KOH çözünürlüğü, ısıl işlem görmüş tam yağlı soya fasulyelerinde kalite kontrol için önerilirken; PDI değeri zamanla değişebildiğinden tek başına yeterli değil. Tripsin inhibitör aktivitesi (TIA) ise en güvenilir gösterge kabul edilse de, analiz sürecinin zorluğu sebebiyle her zaman uygulanabilir olmayabiliyor.


SOYA KÜSPESİNDE GERÇEK BESİN DEĞERİ İÇİN GELİŞMİŞ PARAMETRELERE İHTİYAÇ VAR

Universidad de Zaragoza’dan Dr. Guillermo Fondevila, yaptığı iki sunumda ticari soya küspelerinin besin değerinin, özellikle de enerji ve protein kalitesinin tahmininde hâlen ciddi boşluklar olduğunu vurguladı. “Ham protein tek başına yeterli bir gösterge değil” diyen Fondevila, sindirilebilir protein, sükroz ve yağ içeriği gibi parametrelerin formülasyonlarda daha doğru tahminler yapmayı sağlayabileceğini vurguladı.

Dr. Guillermo Fondevila

Dr. Fondevila, seminer kapsamındaki diğer sunumunda ise soya küspesinin menşeinin kimyasal bileşim ve besleyici değer üzerinde belirgin farklar oluşturduğunu ortaya koydu. 950'den fazla örneğe ve çeşitli kaynaklara dayanan veriler, özellikle ABD menşeli ürünlerin protein kalitesi ve enerji değeri bakımından öne çıktığını gösterdi.

Soya bazlı yemlerin doğru değerlendirilebilmesi için yalnızca ham verilerin değil, sindirilebilirlik ve amino asit profili gibi daha gelişmiş göstergelerin de dikkate alınması gerektiğini vurgulayan Fondevila, bu farklılıkların doğru formülasyon yoluyla hem maliyetlerin düşürülmesini hem de performansın artmasını sağlayabileceğini ifade etti.

SOYA BESİN DEĞERİNİ ANLAMADA DOĞRU VERİ, DOĞRU YÖNTEM VE DOĞRU TEKNOLOJİ ŞART

Dr. Carlos Dapoza, Evonik adına yaptığı sunumlarında, soya ürünlerinin yem sektöründe hem protein hem de enerji kaynağı olarak önemine dikkat çekti. Soya bazlı yemlerin besin değerinin doğru anlaşılabilmesi için özellikle standartlaştırılmış ileal sindirilebilir amino asitlerin (SID AA) belirleyici olduğunu vurguladı. Ayrıca ısıl işlem kalitesinin amino asit sindirilebilirliği üzerindeki etkisine işaret eden Dapoza, karbonhidrat ve lipit bileşimi hakkında daha ayrıntılı bilgilere ihtiyaç olduğunu ifade etti.

Dr. Carlos Dapoza

Dr. Dapoza, etkinlik kapsamındaki ikinci sunumunda ise yakın kızılötesi (NIR) teknolojisinin soya kompozisyonunu tahmin etmede son derece etkili bir araç olduğunu belirtti. Sunumda, bunula beraber, bu teknolojiden sağlıklı sonuç alınabilmesi için kalibrasyon kalitesi, departmanlar arası koordinasyon ve veri işleme protokollerinin büyük önem taşıdığına dikkat çekildi. Tecrübeli uzman, NIR verilerinin etkin kullanımı sayesinde, yemlerdeki güvenlik payları azaltılarak hem ekonomik hem de çevresel faydalar sağlanabileceğini söyledi.

YEM FORMÜLASYONUNDA ESKİ YÖNTEMLER YERİNİ HASSAS BESLEMEYE BIRAKMALI

“Hassas besleme için 1860’lardan kalma enerji hesapları yetersiz” Hollandalı monogastrik beslenme uzmanı ve USSEC danışmanı Dr. Kees Geerse, İzmir'deki etkinlikte yaptığı sunumda modern yem formülasyonlarının temelini oluşturan enerji hesaplama sistemlerinin artık güncelliğini yitirdiğini savundu. Hem insan doğasının hem de sektörün değişim karşısında sergilediği dirence de dikkat çeken Geerse, mevcut enerji değerlerinin hâlâ 1860’lardan kalma Weende yöntemine dayandığını ve bunun “hassas besleme” hedefiyle çeliştiğini söyledi. Dr. Geerse, amino asit toplamının hem besinsel hem ekonomik açıdan ham proteinden daha anlamlı olduğunu belirterek, karbonhidrat fraksiyonunun da şeker, nişasta ve NSP (non-starch polysaccharides) olarak ayrıştırılmasının enerji hesaplarını iyileştireceğini ifade etti. “Yeni sistemler, doğrudan ikame değil, içerik matrislerinin genişletilmesiyle gelişebilir” diyen Geerse, Avustralya’da geliştirilen “Armidale yöntemi”nin daha isabetli kimyasal yem analizleri için umut vadettiğini kaydetti.

Dr. Kees Geerse

Dr. Geerse, ikinci sunumda ise broyler rasyonlarında ham protein seviyesinin düşürülmesinin çok yönlü faydalar sunduğunu ancak başarı için bazı teknik şartların mutlaka sağlanması gerektiğini vurguladı. Geerse’e göre, sentetik esansiyel amino asitlerin doğru kullanımıyla birlikte protein seviyesinin düşürülmesi, yem maliyetlerini ve su tüketimini azaltırken; bağırsak sağlığını iyileştirme, altlık kuruluğunu artırma ve ayak tabanı lezyonlarını azaltma gibi refah avantajları da sağlıyor. Çevresel katkılar arasında ise azot ve amonyak emisyonlarının azaltılması, ithal proteine bağımlılığın düşürülmesi ve CO₂ eşdeğeri salımların sınırlanması yer alıyor. Ancak Dr. Geerse, bu yaklaşımın ancak sofistike formülasyon teknikleri, sistematik analiz uygulamaları ve yüksek kaliteli soya küspesi teminiyle mümkün olduğunu belirtti. “Ham proteini yüzde 20’nin altına, hatta uygun şartlar sağlandığında 19’a düşürmek teknik performanstan ödün vermeden mümkün,” diyen Geerse, bu konuda hâlâ sınırsız bir esnekliğin olmadığını ve daha fazla araştırmaya ihtiyaç duyulduğunu kaydetti.

HAMMADDENİN DEĞERİNİ UZUN VADELİ KALİTE KONTROL VERİLERİ BELİRLİYOR

Kemal Burak Kayhan

Kemal Burak Kayhan’ın Belçika menşeli Bestmix’in kalite kontrol yazılımını kullanarak yaptığı sunumunda; hammaddelerinin laboratuvar ortamında nasıl kayıt altına alındığı, tedarikçi, menşe, kabul edilebilir sınırların tanımlaması ve NIR cihazları ile yaş kimya sonuçlarının birlikte değerlendirilebilmesi için sistemlerin entegre edilmesi ve sonuçların bu tür yazılımlarla işlenerek, gerek menşe ve gerekse tedarikçi değerlendirmelerinin yapılmasının öneminden bahsedildi. Sunum kapsamında, bu tür değerlendirmelerin hem hammaddenin gerçek değerini ortaya çıkardığı, hem saha sonuçlarının doğruluk payını artırdığı ve en önemlisi de kârlılıklara büyük etki sağladığı belirtildi. Ayrıca sistemlerin entegre edilmesinin bir işletmenin sonuçlarının manuel veri girişlerinden kurtarılmasının önemine de vurgu yapıldı. Kemal Kayhan, kalite kontrol sonuçlarının yem formülasyon sonuçları ile doğrudan entegre edilebildiği Bestmix yazılımlarının yem sektörünün ihtiyaçlarını karşılayan yegane program olduğunu belirtti.

Daha fazla bilgi için: https://www.ussec.org.tr/

Makale Kategorisindeki Yazılar
11 Ekim 20226 dk okuma

Tahıl ve Yem İşletmelerinin Toz Patlaması Risklerine Karşı Korunması

09 Eylül 20227 dk okuma

Güle güle inekler: Çözüm, hayvancılığın olmadığı bir dünya mı?