AB’de gündeme gelen Sanayi Hızlandırma
Yasası ve “Made in EU” etiketi tartışmaları, Türkiye makine sanayii açısından
stratejik sonuçlar doğurabilecek bir sürece işaret ediyor. Makine İhracatçıları
Birliği, Türkiye’nin AB ile derin entegrasyonunun bu tanıma yansıtılması
gerektiğini vurguluyor. 2025’in ilk 11 ayına ilişkin ihracat verileri ise
sektörün maliyet baskılarına rağmen değer bazında direncini koruduğunu
gösteriyor.
Makine İhracatçıları Birliği (MAİB) Başkanı Kutlu Karavelioğlu, AB içinde bazı sektörlerde ekipmanların Avrupa’da üretilme oranını %70’e kadar çıkarmayı hedefleyen “Sanayi Hızlandırma Yasası” etrafındaki tartışmaların Türkiye açısından yakından izlenmesi gerektiğini belirterek, “Rekabetçiliğin bir ayağı korumacılıksa bir ayağının da maliyet kontrolü olduğunun bilinciyle; AB'nin stratejik bir partner ve Gümrük Birliği'nin bir ortağı olarak Türkiye'yi de ‘Made in EU’ tanımına dahil etmesi gerekiyor.” dedi.
MAİB tarafından paylaşılan konsolide verilere göre, 2025’in Ocak–Kasım döneminde Türkiye’nin serbest bölgeler dâhil toplam makine ihracatı geçen yılın aynı dönemine kıyasla %0,8 artarak 26 milyar dolara ulaştı. İhracat miktarında %6,9’luk gerileme yaşanmasına rağmen, kilogram başına ortalama ihracat fiyatının 8,1 dolar seviyesinde kalması değer artışını destekledi.
Kasım ayında gıda ve sanayi makineleri ihracatı aylık bazda %26,7 artışla öne çıkarken, Almanya ve ABD pazarlarındaki yükseliş de dikkat çekti. Buna karşılık kapasite kullanım oranlarındaki düşüş ve maliyet artışlarının fiyatlara yansıtılamaması, sektörün fiyatlama gücünde zayıflamaya işaret etti.
Türkiye, AB değer zinciriyle yıllardır kurduğu sanayi entegrasyonu, Avrupa sermayeli üretim tesisleri ve karşılıklı tedarik ilişkileri sayesinde özellikle makine ve ekipman alanında kritik bir rol üstleniyor. Gümrük Birliği çerçevesinde gelişen bu yapı, Türkiye’nin “Made in EU” tanımı dışında bırakılmasının hem Avrupa sanayisi hem de tedarik güvenliği açısından ilave maliyetler yaratabileceğine işaret ediyor.