Küresel
yem üretimi 2025 yılında 1,44 milyar ton düzeyine ulaştı ve sektörde köklü bir
yapısal değişimin işareti olarak %2,9'luk bir artış kaydetti. Sektör, "tam
zamanında" (just-in-time) verimliliğinden savunmacı bir "her ihtimale
karşı" (just-in-case) dayanıklılık modeline geçerken; Türkiye'nin ilk 10
arasındaki stratejik yükselişi de dâhil olmak üzere dünyanın en büyük
üreticilerinin başarısı, giderek sanayileşme ve ticaretin sürekliliği ile
tanımlanıyor. Hayvancılıktaki verimlilik paradoksundan değirmenlerin dijital
dönüşümüne kadar bu yılın görünümü, belirsizliklerle dolu bir dünyada veri ve
adaptasyon yeteneğinin bilançodaki en değerli varlıklar haline geldiğini
kanıtlıyor.
Tablo 1: Küresel yem üretiminin liderleri: İlk 10 ülke
Alltech Agri-Food Outlook 2026 sonuçları açıklandı ve manşetlere çıkan rakamlar sektörün gücünü kanıtlar nitelikte: Küresel yem üretimi 2025 yılında bir önceki yıla göre %2,9 artarak 1,44 milyar tona (mt) ulaştı. Bu büyüme, mutlak değerde 40,1 milyon mt'luk bir artış anlamına geliyor. En büyük on üretici ülke şu an küresel pazarın %65,2'sini kontrol ediyor. Ancak profesyonel değirmenciler ve içerik stratejistleri için asıl hikâye biraz daha derinde yatıyor. Bu büyüme artık sürülerin basit ve lineer bir genişlemesi değil; modernleşme, bölgesel "ticaret dayanıklılığı" ve aşırı verimli "tam zamanında" lojistiğinden savunmacı bir "her ihtimale karşı" duruşuna geçişle tanımlanan yapısal bir evrim olarak görülmeli.
Tablo 2: Bölgelere Göre
Yem Tonajı

Bu değişim en belirgin şekilde sektörün ağır topları arasında görülüyor. En büyük üç üretici olan Çin (330,063 milyon mt), ABD ve Brezilya, şu an küresel üretimin %47,7'sini sırtlıyor. Çin'in %4,8'lik büyümesi, özellikle çiftlik tipi karıştırmadan endüstriyel yeme doğru gerçekleşen devasa dönüşümü yansıtıyor. Bu seçkin ilk 10 içinde Türkiye, %3,8'lik bir artışla 25,480 milyon mt'a ulaşarak hayati bir stratejik merkez olmaya devam ediyor. Yeni yerel iklim yasalarına ve ekonomik değişimlere rağmen Türkiye'nin kaydettiği büyüme, uygun fiyatlı kanatlı proteini talebiyle destekleniyor ve yerel sanayimizi 2026'ya girerken küresel ticaret haritasının merkezinde tutuyor.

HAYVANCILIKTA
VERİMLİLİK YARIŞI HIZLANIYOR VE TÜRLER ARASI DENGELER YENİDEN KURULUYOR
Küresel kanatlı sektörü, 2025 yılında büyümenin ana itici gücü olarak öne çıktı ve broyler yemi hacmi %3,7 artarak 400,379 milyon mt'a ulaştı. Bu büyüme, sektörün kendine özgü dayanıklılığının bir yansıması. Tekrarlayan kuş gribi salgınlarına rağmen kanatlı eti, düşük üretim maliyetleri ve kırmızı ete göre daha az ticaret engeliyle küresel olarak en rekabetçi protein seçeneği olmaya devam ediyor. Orta Doğu ve Afrika'da broyler yemi, üreticilerin artan tüketici talebini karşılamak için düşük içerik fiyatlarından yararlandığı dönemlerde büyüme yakaladı.
Tablo 3: Broyler Yemi
Üretimi

Süt ve besi sektörleri, sürü büyümesinden ziyade verimlilik artışlarıyla tanımlanan farklı bir rota izledi. Hindistan, hükümet teşvikleri ve iyileştirilmiş genetiğin etkisiyle yem tonajında %6,8'lik bir artış kaydederek küresel süt pazarına liderlik etti. Bu sırada Kuzey Amerika ve Avrupa'da odak noktası otomasyon ve hassas beslemeye kaydı. Kırmızı et sektörlerinde ise dikkat çekici bir paradoks ortaya çıktı. Kuzey Amerika ve Avrupa'daki sığır envanteri daralırken, besi yemi tonajı %0,5 oranında hafif bir artış gösterdi. Bu durum, hayvanların yemde kalma sürelerinin uzatılması ve rekor kesim ağırlıklarıyla sağlandı. Benzer bir eğilim, Çin'deki ikincil besi uygulamalarının %3'lük bir küresel üretim artışını desteklediği domuz sektöründe de gözlendi.
Tablo 4: Süt Yemi
Üretimi

TİCARET
ROTALARI BİYOLOJİK RİSKLERLE SARSILIYOR
2025'in tanımlayıcı değişimi, reaktif hastalık yönetiminden stratejik ticaret dayanıklılığına geçiş oldu. Kuş gribi ve Afrika domuz vebası (ASF) gibi büyük hayvan hastalıkları endemik zorluklar haline geldikçe, sektör sınırları açık tutmak için 'bölgeleme' (zoning) anlaşmalarına yöneldi. Bunun en önemli örneği, genel ulusal yasaklar yerine hastalıktan ari bölgelerin tanınmasını getiren Kanada–Filipinler Bölgeleme Anlaşması'dır. Bu model, belirli bölgeler biyolojik tehditlerle karşılaşsa bile küresel protein ticaretinin devam etmesini sağlayarak milyarlarca dolarlık ihracat akışını topyekün durma riskinden koruyor.
Tablo 5: Besi Yemi
Üretimi

Dayanıklılığa yönelik bu değişim, sektörün "tam zamanında" lojistiğinden uzaklaştığı küresel tedarik zincirlerinde de görülüyor. Özellikle Orta Doğu ve Kızıldeniz'deki jeopolitik gerilimler, değirmencileri "her ihtimale karşı" yaklaşımını benimsemeye zorladı. Bu durum, stoksuz kalma riskine ve artan navlun maliyetlerine karşı daha yüksek tampon stoklar tutulmasını gerektiriyor. İhracat bağımlılığının yüksek olduğu Latin Amerika gibi bölgelerde, parçalanmış ticaret yollarını yönetebilme yeteneği pazar payını korumanın ön şartı haline geldi. Ayrıca 2026'da sürdürülebilirlik, gönüllü bir girişim olmaktan çıkıp zorunlu bir yasal gerekliliğe dönüşüyor; AB'deki Kurumsal Sürdürülebilirlik Raporlama Direktifi gibi çerçeveler, şirketleri tüm tedarik zinciri boyunca "Kapsam 3" emisyonlarını raporlamaya zorluyor.
AKUAKÜLTÜR
VE EVCİL HAYVAN YEMİNDE STANDART ÜRETİM GERİDE KALIYOR
Geleneksel hayvancılık sektörleri yapısal değişikliklerle uğraşırken, akuakültür ve evcil hayvan yemi kategorileri endüstrinin en istikrarlı büyüme sinyallerini verdi. Küresel su ürünleri yemi üretimi %4,7 artarak 55,470 milyon mt'a ulaştı. Bu genişleme, deniz ürünlerine olan küresel talep artışı ve Güneydoğu Asya ile Latin Amerika'daki daha yoğun, formüle edilmiş besleme programlarına geçişle tetiklendi. Akdeniz'de levrek ve çipura konusunda kendisini bir güç merkezi olarak konumlandıran Türkiye için bu küresel trend, yüksek performanslı ekstrüzyon teknolojilerinin ve fonksiyonel yem katkılarının stratejik önemini pekiştiriyor
Tablo 6: Akuakültür Yemi
Üretimi

Evcil hayvan yemi sektörü de yükseliş ivmesini koruyarak %2,4 büyüme ile 39,276 milyon mt'a ulaştı. Pandemi sonrası yaşanan "evcil hayvan patlaması" stabilize olsa da, pazar artık "premiumlaşma" ile tanımlanıyor. Hayvan sahipleri giderek artan bir oranda bağırsak sağlığı desteği ve sürdürülebilir kaynaklı proteinler gibi insan sağlığı trendlerini yansıtan özel beslenme çözümleri arıyor. Yüksek marjlı ve teknik formülasyonlara yönelik bu kayış, değirmenciler için portföylerini çeşitlendirme ve kendilerini emtia hayvancılık pazarlarının daha değişken döngülerine karşı koruma konusunda önemli bir fırsat sunuyor.
Tablo 7: Evcil Hayvan
Yemi Üretimi

VERİ
ARTIK HAMMADDE KADAR HAYATİ BİR VARLIK
2026 yılına girerken başarı, yüksek volatilite ortamında riski yönetme yeteneğiyle giderek daha fazla tanımlanıyor. Anket verileri, sektör katılımcılarının yüzde 25'inin enflasyonu ve ekonomik istikrarsızlığı gelecek yılın birincil bozucu unsuru olarak gördüğünü ortaya koyuyor. Bu tabloda, öngörülebilir büyüme dönemi sona ermiştir. Kârlılığa ulaşmak artık sadece hacim artışına değil, formülasyon esnekliğine ve operasyonel verimliliğe bağlıdır.
İnovasyon ve teknoloji artık isteğe bağlı araçlar değil, dayanıklılık için temel gereklilikler hâline geldi. Veri, gizli verimsizlikleri belirlemek ve pazar değişimlerini tahmin etmek için gereken uygulanabilir analizleri sağlayarak sektörün en değerli biyolojik olmayan varlığı hâline geldi. Birçok üretici, sürülerini biyolojik tehditlere karşı savunmak ve hayvan performansını gerçek zamanlı olarak optimize etmek için yapay zekâyı hâlihazırda kullanıyor. Bu dijital dönüşüm, artan enerji ve navlun maliyetlerini dengeleyebilecek bir hassasiyet düzeyi sunuyor.
Geleceğe bakıldığında, küresel tarım-gıda endüstrisi seçici bir büyüme için konumlanmış durumda. Sadece daha fazla üretmekten daha güçlü ve dirençli tedarik zincirleri kurmaya geçiş, sektörün öngörülemeyen jeopolitik ve biyolojik zorluklara dayanmasını sağlayacaktır. Özellikle Türkiye gibi stratejik merkezlerdeki ileri görüşlü işletmeler için mevcut dalgalanma yapısal bir fırsat sunuyor. Risk yönetimini ve dijital şeffaflığı benimseyerek sektör, değişen dünyada ekonomik canlılığını korurken istikrarlı bir protein arzı sağlamaya devam edebilir.
