Karadeniz havzasında tırmanan güvenlik riskleri, tahıl ticaretinde tarladaki üretim bolluğuna tezat bir lojistik kilitlenmeye yol açtı. Limanlardaki seyrüsefer riskleri, fırlayan navlun maliyetleri ve yüklenemeyen kontratlar küresel tedarik zincirini sarsarken, bölgedeki jeopolitik kriz doğrudan gıda enflasyonunu ve sanayi maliyetlerini tetikliyor.
Karadeniz havzasında tırmanan askeri gerilim, küresel tahıl ticaretini üretimin miktarından bağımsız biçimde derin bir lojistik ve maliyet krizinin ortasına sürükledi. 2026 sezonunda hem Türkiye’de hem de kuzey komşularımızda kırılan rekolte rekorlarına tezat olarak; Odesa, Rostov, İzmail ve Azak gibi kritik yükleme limanlarında seyrüsefer güvenliğinin kaybolması tedarik hatlarını kilitledi. Limanlardaki füze ve drone tehlikesi, armatörlerin bölgeye yanaşmaktan kaçınmasına ve savaş riski sigorta primlerinin katlanmasına yol açtı. Bütün bunların sonucunda, fiziki ürün varlığına rağmen gıda ve yem sanayisi için hayati önem taşıyan ham madde kontratları yüklenemez hale geldi.
Bu lojistik tıkanıklık, ham madde maliyetlerinde öngörülemeyen ve kontrolsüz bir fiyat sıçramasına zemin hazırlıyor. Karadeniz limanlarından gerçekleşen sevkiyatların kesintiye uğraması, özellikle Dahilde İşleme Rejimi (DİR) kapsamında ithalata ve transit ticarete bağımlı çalışan un, makarna ve yem sektörlerini doğrudan etkiliyor. Bölgeden yapılan kepek, mısır ve ayçiçeği küspesi gibi temel girdilerin navlun ve tedarik riskleri sebebiyle haftalar içinde fırlaması, sanayicinin üretim hesaplarını altüst etmiş durumda. Alternatif olarak Brezilya veya Meksika gibi uzak coğrafyalardan ürün tedarik etme zorunluluğu ise navlun giderlerini ve sevkiyat sürelerini katlayarak nihai gıda enflasyonu üzerindeki baskıyı artırıyor.

Deniz hatlarındaki kilitlenmenin getirdiği finansal yük, Türkiye iç piyasasındaki stok yönetimini ve sanayinin rekabet gücünü de zorluyor. Özel sektörün yüksek faiz ortamına bağlı olarak stok tutma kapasitesinin daralması, Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) üzerinde devasa bir depolama ve finansman yükü oluştururken; yükselen girdi maliyetleri un, makarna ve kanatlı eti ihracatçılarımızın küresel pazarlardaki fiyat rekabetini zayıflatıyor. Bir limandaki güvenlik riski, Akdeniz’deki un maliyetine, yem krizine ve nihayetinde tüketicinin sofrasındaki gıda fiyatına dönüşüyor.
SEKTÖRÜN DİPLOMATİK ÇÖZÜM BEKLENTİSİ: İKİNCİ TAHIL KORİDORU
Mevcut lojistik krizin derinleşmesi üzerine yem, hububat ve ihracatçı birlikleri, Karadeniz’de seyrüsefer güvenliğini yeniden sağlayacak diplomatik hamlelerin aciliyetine dikkat çekiyor. Temmuz ve Ağustos aylarında yem sanayicileri ile hububat tedarikçilerinin, Eylül ayında ise Egeli ihracatçıların dile getirdiği bu ortak beklenti; bölgedeki liman trafiğinin açılması ve ticaret hatlarının emniyete alınması için Türkiye’nin öncülüğünde “İkinci Tahıl Koridoru” veya benzeri güvenli bir geçiş mekanizmasının kurulmasında yoğunlaşıyor.
Türkiye; 2022 yılındaki tarihi tahıl koridoru tecrübesi, güçlü liman ağları, geniş lisanslı depolama altyapısı ve stratejik konumuyla bölgesel lojistik krizlerin aşılmasında ve transit ticaretin sürdürülmesinde en kritik kolaylaştırıcı aktör durumunda. Ankara’nın yeniden devrede olduğu bu diplomatik temasların somut bir koridor uzlaşısıyla sonuçlanması, sanayimizin hammadde akışını güvenceye alacak ve bölgesel maliyet baskısını hafifletecektir.
Taşıma sistemleri, depolama sistemleri ve yem makinaları üretiminde sektörün öncülerinden olan Altınbilek’in Uluslararası Satış Direktörü Sedat Demirbaş’ın kaleme aldığı kapak dosyamız, bu jeopolitik ve lojistik gerçekliği depolama teknolojileri ekseninde ele alıyor.