BLOG

“Dünya Okyanuslar Günü, İnsanlar Günü Olmalı”

04 Temmuz 20237 dk okuma

İnsanların okyanusun bir akvaryum olmadığını, yani sadece hayran olunacak bir yer olmadığını, aynı zamanda biz insanların gıdalarımızı ve geçim kaynaklarımızı elde ettiğimiz yer olduğunu anlamalarını istediğini söyleyen Barange, “Biz okyanusun bir parçasıyız; okyanustan ayrı değiliz. Okyanus Günü bizim günümüz, İnsan Günü oluyor. Çözüm aradığımız gün.” diyor.

Manuel Barange
Fisheries and Aquaculture Chief/ Balıkçılık ve Su Ürünleri Şefi
FAO

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) Balıkçılık ve Su Ürünleri Bölümü Direktörü Manuel Barange’a göre okyanus, küresel gıda güvenliği ve 600 milyondan fazla insanın geçim kaynağı olması açısından kilit önemde ve tarımsal gıda sistemlerinin dönüştürülmesi için elzem.

Üst düzey bir deniz bilimci olan Barange, şu anda diğer girişimlerinin yanı sıra tüm uzmanlığını, ülkelerin suda yaşayan gıda sistemlerini sürdürülebilir bir şekilde genişleterek hem insanlara hem de gezegene fayda sağlayacak ve kimseyi geride bırakmayacak bir Mavi Dönüşüme öncülük etmelerine yardımcı olmak için kullanıyor.

Barange, Dünya Okyanuslar Günü’nde Mavi Dönüşümün ne anlama geldiğini, okyanusun neden önemli olduğunu ve sucul gıdaların açlıkla ve hatta iklim değişikliğiyle mücadele için nasıl en büyük fırsatlardan biri olduğunu anlattı.

ÇÖZÜM OLARAK OKYANUS
Bir bilim adamı olarak, saldığımız karbon emisyonlarının dörtte birini ve ürettiğimiz ısının %90’ını emdiği için okyanusun istikrarlı bir iklim için çok önemli olduğunu vurguluyor. Okyanuslar ayrıca, gezegenin dörtte üçünü ve hayvan ya da bitkiler için yaşanabilir alanın %90’ını kaplıyor.

Barange, “Açıkçası, ister iklim değişikliği, ister gıda güvenliği, ister yoksulluk olsun, bugünlerde okyanusu çözümün bir parçası olarak görmeden çözebileceğimiz tek bir sorun olmadığını söyleyebilirim.” değerlendirmesinde bulunuyor.

İnsanların okyanusun bir akvaryum olmadığını, yani sadece hayran olunacak bir yer olmadığını, aynı zamanda biz insanların gıdalarımızı ve geçim kaynaklarımızı elde ettiğimiz yer olduğunu anlamalarını istediğini söylüyor.

“Biz okyanusun bir parçasıyız; okyanustan ayrı değiliz. Okyanus Günü bizim günümüz, İnsan Günü oluyor. Çözüm aradığımız gün.” diye ekliyor.

Ona göre, insanların okyanusun bir parçası olarak görülmesi, okyanusa bağımlı topluluklar için açıkça görülen ancak tüm okyanus savunucuları için o kadar da açık olmayan temel bir kavramsal değişiklik.

“Çünkü kendimizi okyanusun bir parçası olarak görürsek, o zaman sadece sorunun değil aynı zamanda gerekli çözümün de bir parçası oluruz. Her ikisinin de dışında değiliz”.


BİR FIRSAT OLARAK SUCUL GIDALAR
Uzman, dünyayı beslemenin ne kadar zor olduğunu anlamak için FAO’nun dünyanın %70’inin yoksulluk içinde yaşadığı ve bilimsel görüşe göre 3 milyar insanı beslemenin mümkün olmadığı bir dönemde kurulduğunu hatırlatıyor. Dünya şu anda yedi buçuk milyar nüfusa sahip ve bu rakam sadece birkaç on yıl içinde on milyara ulaşacak.

“Bu zorluğu ele alan her şey bir fırsat. Ve suda yaşayan gıdalar büyük bir fırsat. Bunun sebebi sadece üretim hacmi değil, aynı zamanda suda yetişen gıdaların özellikle çocuklar ve üreme çağındaki kadınlar için gerekli olan besleyici bileşimidir.”

Sucul gıdalar terimi, yakaladığımız 3 bin farklı balık, yumuşakça, kabuklu ve yosun türü ile kültürünü yaptığımız 650’den fazla türü ifade etmektedir. Tecrübeli isme göre bu, doğru yönetildiği takdirde olağanüstü uzun vadeli gıda fırsatları ve yenilenebilir çözümler sunan devasa bir biyoçeşitlilik. Ayrıca, bunların birçoğunun yetiştirilmesi, karasal hayvansal üretim sistemlerinin yetiştirilmesinden çok daha düşük bir çevresel etkiye sahip.

Barange, su ürünlerine olan talep küresel olarak nüfus artışının iki katı oranında artarken, okyanuslar ve dolayısıyla balıkçılık üzerindeki baskının da arttığını düşünmenin yanlış olduğuna açıklık getiriyor.

“Durum böyle değil. Küresel balıkçılık son 30 yıldır küresel düzeyde son derece istikrarlı bir seyir izliyor. Peki bu ekstra talebi nasıl besleyeceğiz? Su ürünleri yetiştiriciliğiyle. Su ürünleri yetiştiriciliği son elli yılda en hızlı büyüyen gıda üretim sistemi olmuştur; otuz ya da kırk yıl önce neredeyse sıfır olan su ürünleri yetiştiriciliği bugün neredeyse avcılıkla aynı verimliliğe ulaşmış durumda.


YENİ BİR MEYDAN OKUMA
Barange’a göre, aşırı avlanma okyanuslarımız ve suda yaşayan gıdalar için büyük bir sorun olmaya devam etse de, birçok ülkede bu konuda önemli ilerlemeler kaydedildi ve artık geçmişe kıyasla bu sorunla yüzleşmek için daha fazla araç, bilgi ve politika mevcut.

Ancak iklim değişikliği yepyeni bir sorunu beraberinde getirdi ve dünyanın buna uyum sağlamaya hazır olması gerekiyor. Peki bu sorun dünyayı su ürünleriyle besleme kabiliyetimizi nasıl etkiliyor?

FAO Balıkçılık ve Su Ürünleri şefi, şöyle cevap veriyor: “Gıda için yetiştirdiğimiz kaynakların çoğunun aksine, balıklar özgürce hareket eder. Sınırları yoktur. Pasaport taşımazlar. Ve iklim değişikliği balıkların dağılımlarında değişikliklere sebep oluyor, kutuplara doğru hareket etmelerine yol açıyor. Ayrıca üretkenliklerini de değiştiriyor. Mevsimselliği değiştiriyorlar. Ve bunun değer zinciri boyunca önemli etkileri var.”

Örneğin, belirli bir balığa alışkın olan bir balıkçı farklı bir tür yakalamaya başlarsa, o zaman takımları etkili olmayabilir, belirli izinleri olmayabilir ve alıcı ve tüketici bulma konusunda sorunlarla karşılaşabilir.

Barange, “Dolayısıyla, iklim değişikliğinin gıda güvenliği bağlamında ele alınması açısından, uyum sağladığımızdan ve uyumlarımızı bir başa çıkma mekanizmasından ziyade uzun vadeli çözümün bir parçası haline getirdiğimizden emin olmamız gerekiyor.” diyor.

Adaptasyon hem balıkçılık hem de su ürünleri yetiştiriciliği için geçerli olmalı. Bu, kurumların çalışma şeklini, balıkçıların, piyasaların ve tüketicilerin çalışma şeklini değiştirmeyi ve bunun mümkün olduğu durumlarda teknolojik yeniliklere hazır olmayı içeriyor.

Barange ayrıca ‘uyumsuzluk sarmalına’ ya da diğerlerinin uyum potansiyelini azaltabilecek kısa vadeli çözümler bulunmasına karşı da uyarıda bulunuyor.

“İklim değişikliğinin, artan nüfusa gıda sağlama açısından balıkçılık söz konusu olduğunda karşılaştığımız en büyük sorun olduğunu çok güçlü bir şekilde hissediyorum.” diyor.

MAVİ DÖNÜŞÜM ÇOKTAN YOLA ÇIKTI
FAO Mavi Dönüşüm, daha iyi üretim, daha iyi beslenme, daha iyi bir çevre ve herkes için daha iyi bir yaşam için sucul gıda sistemlerinin dönüştürülmesine yönelik bir vizyon.

FAO direktörü, “İki büyük ilkesi var. Birincisi, suda yaşayan gıdaların açlık ve yetersiz beslenmeye karşı çözümün bir parçası olduğunu kabul etmek. İkincisi ise, bizim hedefli müdahalemiz olmaksızın bir dönüşümün gerçekleştiğinin kabul edilmesi.” açıklamasında bulunuyor.

Barange, su ürünleri yetiştiriciliğinin katlanarak büyümesinin, sektörde özel sektör inovasyonuyla gerçekleşen büyük dönüşümün bir örneği olduğunun altını çiziyor.

“Dolayısıyla, Mavi Dönüşüm’ün arkasındaki değişim teorisi şudur: Eğer bu değişimleri biz yönlendirmeden gördüysek, gelecekteki dönüşümün daha etkili ve verimli olmasını sağlamak için hangi hedefli müdahaleleri uygulayabiliriz?”

Barange’a göre, bir sonraki adım, bu müdahalelerin neler olduğunu belirlemek.

“Bunlardan ilki akuakültürü sürdürülebilir bir şekilde geliştirmeye devam etmek. Su ürünleri yetiştiriciliğinin şu an ile bu on yılın sonu arasında yaklaşık %22 oranında büyüyeceğini tahmin ediyoruz. Ancak bu bile artan nüfusu beslemek için yeterli olmayacak. Dolayısıyla, su ürünleri yetiştiriciliğini daha etkin bir şekilde geliştirmeleri için ülkeleri desteklememiz gerekiyor.”

İkinci hedefin ise tüm balıkçılık faaliyetlerinin etkin bir yönetim altına alınması olduğunu sözlerine ekledi.

“Bunu anlamak basit görünebilir, ancak pazarlardaki balıkların %50’si bilimsel olarak yönetilen türlerden geliyor, diğer %50’si ise bu seviyeye sahip değil. Yönetilen %50 giderek yeniden oluşuyor ve sürdürülebilir, diğerleri ise değil. Dolayısıyla her şeyi etkin bir yönetim altına alalım diyorsak, bunun balıkçılığı uzun vadede sürdürülebilir hale getirdiğini bildiğimiz içindir.”

FAO’nun Mavi Dönüşüm vizyonunun üçüncü hedefi, su ürünlerinin değer zincirlerini geliştirmektir; bu da kayıp ve israfın azaltılması; ürünlerin bölgesel ve küresel pazarlara erişiminin kolaylaştırılması; tüketicilerin su ürünlerinin değeri konusunda bilinçlendirilmesi ve su ürünlerinin ulusal beslenme stratejilerinin bir parçası haline getirilmesi anlamına geliyor.

“Daha fazla üretim, daha iyi üretim ve daha iyi kullanımı bir araya getiren tüm bu süreçler Mavi Dönüşüm’ün konusunu oluşturuyor.” vurgusunu yapıyor. 

FAO bu dönüşümü uygulamak için ülkelerle çok yoğun bir çalışma yürütüyor. Örneğin, su ürünleri yetiştiriciliği konusunda, yakın zamanda FAO üyeleriyle su ürünleri yetiştiriciliğinin sürdürülebilir gelişimi için kılavuz ilkeler konusunda bir anlaşmaya varıldı ve bu da sürdürülebilir ve kalıcı bir su ürünleri yetiştiriciliğinin gelişmesi konusunda normatif bir bağlam sağladı.


TEK ÇÖZÜM İNSANLAR
Son olarak uzman, Mavi Dönüşümün uygulanması ve bunun sonucunda su kaynaklarının daha sürdürülebilir ve etkili olması için tüketicilere de önemli bir rol düştüğüne dikkat çekiyor.

“Tüketiciyi eğittiğimizden emin olmalıyız, çünkü balıkçılık ve su ürünleri yetiştiriciliği konularında çok fazla yanlış bilgi ve yanlış anlama söz konusu. İyi hikâyeleri aktarmak konusunda çok başarılı değiliz, sadece kötü hikâyeleri aktarabiliyoruz. Dolayısıyla tüketiciyi eğitmek önemli.” diyor.

Tüketicinin de tükettiklerinin sağlıklı ve sürdürülebilir olmasını talep etmesi gerektiğini ve bunun için de su ürünleri değer zincirinde şeffaflığa daha fazla vurgu yapılması gerektiğini ifade ediyor.

“Tüketicinin, iklim değişikliği su ürünleri sistemlerini gerçekten etkilemeye ve değiştirmeye başladığında, bu değişikliklere hazırlıklı olmamız gerektiğini anlaması da önemli. Ben her zaman dünün balığını değil, bugünün balığını yememiz gerektiğini söylerim”. 

İnsanların okyanus ortamının bir parçası olduğunu vurgulayan Barange, küresel olarak yaklaşık 600 milyon insanın balıkçılık ve su ürünleri yetiştiriciliğine bağımlı olduğunu hatırlatıyor. Bu insanların yaklaşık %90’ı dünyanın güney kesimlerinde yaşıyor ve birçoğu geçim kaynakları ve gıda için okyanus, nehir ve göller dışında çok az alternatife sahip olan topluluklara dâhil. Onlar okyanusun sadece kullanıcıları değil, aynı zamanda okyanus ortamının bir parçası, okyanusa bağımlı bir yaşam döngüsüne sahip başka bir tür.

Barange sözlerini şöyle tamamladı: “Ayrıca geniş ölçekte işe yarayacak çözümler bulmamız gerekiyor. Bu çözümlerin işe yaraması için de oyuncuları masaya oturtmalı ve ihtiyacımız olan temsilciler haline getirmeliyiz. Okyanus, nehirler ve göller olmadan yoksulluk, yetersiz beslenme, gıda güvenliği ve iklim değişikliği sorunlarını etkili bir şekilde ele alamayız. Masanın etrafında okyanusa bağımlı topluluklara ihtiyacımız var.”


Röportaj Kategorisindeki Yazılar
08 Şubat 20227 dk okuma

“Hayvan refahı gıda güvenliği için olumlu etkide bulunabilir”

07 Haziran 20226 dk okuma

Uzmanından 10 soruya 10 cevap: Tahıl yatırımını yönetmek

11 Kasım 202013 dk okuma

Böcekler gıda ve yem güvenliğini olumlu etkileyecek

Lars-Henrik Lau Heckmann Böcek ve Protein Teknolojisi Birimi Başkanı Danish Technological Institut...