BLOG

“Biokey kullanıcıyı bilinçlendirerek büyüyor”

21 Kasım 201910 dk okuma

Dr. İrfan Çoban, Biokey Gıda Tarım ve Hayvancılık Ltd. Şti.: “Kullanıcıların hayvan besleme konusunda her geçen gün daha fazla bilinçlenmesi hayvancılık sektörünü daha doğal ve sürdürülebilir kaynaklara yönlendiriyor.”

Röportaj: Cemalettin KANAŞ

Avusturya menşeli biyoteknoloji firması Biomin’in Türkiye ayağını temsil etmek üzere bu firma ile ortaklaşa kurulan Biokey’in Genel Müdürü Dr. İrfan Çoban Bey’le İstanbul-Çekmeköy’deki ofislerinde oldukça keyifli ve doyurucu bir röportaj yapma imkânı bulduk. Gerek bir hayvan yetiştirme uzmanı olarak hayvan sağlığı ve beslemesi alanındaki birikimi gerekse bir iş adamı kimliğiyle sektöre hâkimiyeti açısından dikkat çeken İrfan Bey, sektöre dair vizyonunu ve gerekli gördüğü önerilerini Feed Planet okurlarıyla paylaştı. Son kullanıcının geçtiğimiz yıllara oranla daha bilinçli olduğu yönündeki yaygın kanaate katılan Çoban, bunun kendi stratejilerinin de bir sonucu olduğunu ve antibiyotik kullanımının azaltılması yönündeki çalışmalara çok önem verdiklerini kaydediyor. Ancak diğer taraftan Biyogüvenlik yönetmeliğinin son kullanıcının yanlış yönlendirilmemesinin önüne geçmek amacıyla çıkarılan yem katkı alanında bio- ya da eko- olarak başlayan ürünlerinin ithalatını yasaklayan bölümünün değiştirilmesi gerektiğinin altını çiziyor: “Aslında mantıken hatalı bir durum çünkü yem katkı firmaları ürünlerini son kullanıcıya değil yem fabrikalarına satarlar. Dolayısıyla son kullanıcıyı yanıltmak gibi bir durum söz konusu değil. Bir ürünün ismini silebilirim ama firmanın kendi ismini nasıl silebilirim? Bunun tek bir çözümü var, o da yönetmeliğin değiştirilmesi.”

Dr. İrfan Çoban’ın sorularımıza verdiği cevaplar şöyle:

Hayvan besleme alanında çiftçilerimizin odaklandığı iki konu olan sağlık ve kârlılıkla ilgili çözümler üretiyorsunuz. Öncelikle bize firmanızı tanıtır mısınız? Buna bağlı olarak Biomin ile Biokey arasındaki ilişkiyi de okuyucularımız için açar mısınız? Biokey, 2010 yılında Avusturya menşeili Biomin ile yollarımızın ve hedeflerimizin kesişmesi ile kuruldu. Hayvan besleme konusunda geliştirdiği öncü ürünlerin yanı sıra sektöre yön veren araştırmaları ile de tanınan Biomin’in Türkiye’de yatırım yapmak istemesi ile ortaklaşa kurduğumuz Biokey firması bugün 9 yıldır kanatlı, ruminant ve su ürünleri alanlarında sektörün içinde hizmet veriyor. Bir biyoteknoloji şirketi olarak Biomin’in yarattığı en önemli katma değer, son teknoloji doğal ürünleri ve müşteriye özel çözüm sunabilen teknik kadrosu. Özellikle mikotoksin araştırmaları konusundaki 30 yılı aşkın tecrübesi, 100’den fazla bilim insanından oluşan Ar-Ge merkezi ve iş birliği içinde olduğu dünya çapındaki akademi ve araştırma kuruluşlarının desteği bu ürünleri ortaya çıkarıyor. Biz de Biokey olarak bu çözümleri uzman ve tecrübeli ekibimiz aracılığıyla Türk hayvancılık sektörünün hizmetine sunuyoruz.

BİYOGÜVENLİK KURULU YÖNETMELİĞİ DEĞİŞMELİ Ülkeler arası kültürel farklılıklar tüketim alışkanlıkları başta olmak üzere birçok konuda etkili olabiliyor. Bu farklılıklar size nasıl yansıyor? Biokey olarak bizim faaliyet alanımız Türkiye olduğu için, diğer ülkelerle kültürel farklılıklar bizi açıkçası pek etkilemiyor. Ancak BIOMIN tüm dünyada aktif olduğundan, farklı coğrafyalardaki bilgi ve tecrübeleri harmanlayıp kullanabiliyor.

Diğer yandan, kültürel farklılıktan ziyade coğrafi farklılıklardan kaynaklanan özellikler tabi ki mevcut. Örneğin, coğrafi bölgelere bağlı olarak mikotoksin kontaminasyonları farklı olabilir. Ekvator’a daha yakın ve daha sıcak ülkelerde mikotoksinlerin çeşitliliği çok daha farklıdır. Türkiye bu anlamda biraz ortada kalan bir ülke. Hem sıcak hem soğuk bir ülkeyiz. Dolayısıyla mikotoksin çeşitliliğimiz çok yüksek. Onun için Türkiye’de koruma şemsiyesi en geniş ürünün satışını yapmayı tercih ediyoruz.

Türkiye ile AB arasındaki farklılıklar sizin açınızdan bazı sorunlar teşkil ediyor mu? Mesela, Biyogüvenlik Kurulu yönetmeliği ile yem yönetmeliğinin çeliştiği bir nokta tespit edildi. Açıkçası Avrupa Birliği ile aynı regülasyonu uyguluyor olmamıza rağmen AB’nin de bu konuya dikkat etmediği ya da burada bir sorun görmediği anlaşılıyor. Türkiye’de yem katkısı alanında isimleri bio- ya da eko- olarak başlayan ürünlerin Türkiye’ye ithalatı şu anda yasaklandı. Bu isimlerin bu ürünlerin organik olduğu zannına neden olacak şekilde son kullanıcıyı yanılttığı düşüncesiyle. Aslında mantıken hatalı bir durum çünkü yem katkı firmaları ürünlerini son kullanıcıya değil yem fabrikalarına satarlar. Dolayısıyla son kullanıcıyı yanıltmak gibi bir durum da söz konusu değildir. Bu sorunu aşabilmek için uluslararası patentli ürünlerin isimlerini değiştirmek zorunda kaldık. Örneğin Biotronic isimli bir ürünümüzün ismini Toptronic olarak değiştirdik. Bu noktada Biomin büyük bir esneklik gösterdi. Patentli bir ismi sadece Türkiye için değiştirmeyi kabul etti. Takdir edersiniz ki bizim gibi firmaların ismi Bio- ile başlıyor. Biokey ya da Biomin. Bir ürünün ismini silebilirim ama firmanın ismini silmek ya da değiştirmek mümkün olmaz

SON KULLANICININ ANTİBİYOTİK KULLANIMI KONUSUNDA BİLİNÇLENMESİNDEN MEMNUNUZ Bakanlığın bu uygulaması son kullanıcının teknik konulara sektör paydaşları kadar vakıf olmadığı düşüncesinden kaynaklanıyor olabilir. Diğer yandan birçok üretici sık sık nihai kullanıcının 20-30 sene öncesine kıyasla çok daha bilinçli olduğunu dile getiriyor. Bu bağlamda, nihai kullanıcının antibiyotiksiz ürünlere rağbeti de artıyor. Bu değişim sizleri nasıl yönlendiriyor? Aslında aksine biz bu alanı doğrudan yönlendiriyoruz. Biomin olarak bizim yaptığımız biyoteknoloji alanındaki yenilikleri ya da gelişmeleri yem katkı alanına adapte etmek ya da hayvan beslemesinde ve hayvan sağlığında kullanmak. Biyoteknoloji alanındaki çalışmalarımız da probiyotikler, fitojenikler, mayalar, organik asit karışımları ve bunların farklı stratejilerle desteklenişi gibi konular. Tüm bu çalışmalar antibiyotik kullanımının azaltılmasını hedefliyor. Burada ‘azaltmak’ sözcüğünün altını çizmek istiyorum. Çünkü antibiyotik kullanımının tamamen ortadan kaldırılması mümkün değildir. Hayvan da tıpkı insan gibi hasta olduğunda tedavi olmaya muhtaçtır ve tedavisi için de antibiyotik gerekiyorsa bunun gereği yapılacaktır.

Daha önce hayvanların büyüme hızını artırmak için antibiyotik büyütme faktörleri kullanılıyordu.. Avrupa Birliği ilk defa antibiyotik büyütme faktörlerine bu patojenlerin son derece hızlı direnç kazandığını görerek bunların yasaklanması yönünde karar aldı. 2006 yılında Türkiye de aynı stratejiyi uyguladı. Diğer taraftan burada üreticilerin ya da entegrasyonların da haklı oldukları bir nokta var: performans. Bu antibiyotiklerin hâlen büyütme faktörü olarak bir miktar kullanılmaya devam edilmesinin bir amacı var: hayvanların gelişiminde yüzde 3’lük bir performansı yakalamak. Sektörün tamamını düşündüğünüzde tabi bu yüzde 3 büyük bir miktara ulaşıyor.

PROBİYOTİKLER KONUSUNDA ÇALIŞMAYA BAŞLAYAN İLK FİRMALARDAN BİRİSİYİZ Dolayısıyla hayvanların bağırsak sağlığını düzenleyebilmek için hala bir stratejiye ihtiyacımız var. Hayvanların bağırsaklarında patojen bakterileri sayıca azaltmak ve onun yerine bakterilerin sayısını artırmak ve böylece sindirimin daha sağlıklı bir şekilde yapılmasını sağlamak. Sindirim enzimlerinin bu bakteriler tarafından salgılanması. Bağırsak epitelinin, villusların ve kript derinliklerinin uzayıp artması ve dolayısıyla sindirimin artması gibi bir mekanizmaya ihtiyacımız var. Bu mekanizmayı da Biomin geliştirmiş olduğu çeşitli biyoteknoloji ürünleriyle sağlıyor. Örneğin probiyotikler. Probiyotikler konusunda çalışmaya başlayan ilk firmalardan bir tanesi Biomin. Biz de Türkiye’de bu konuda çalışan ilk firmalardan bir tanesiyiz. Biomin yaklaşık 3 senedir her yıl “Antibotic Reduction Days” adıyla antibiyotik kullanımının azaltılmasına yönelik stratejilerin konuşulduğu bir etkinlik düzenliyor. Dünyanın çeşitli bölgelerinden besleme uzmanlarını davet ederek bu stratejilerin yaygınlaştırılması şeklinde bir sorumluluk da üstleniyor.

Biokey olarak Biomin’e katkınız nasıl? Türkiye’de Ar-Ge çalışmalarınızı yaptığınız bir tesisiniz ya da laboratuvarınız var mı? Biokey olarak Türkiye’de müstakil bir Ar-Ge’miz ya da tesisimiz yok. Biokey olarak biz BIOMIN’in kaynak ve bilgi birikiminin Türk hayvancılık sektörüne uyarlanmasını ve entegrasyonunu sağlıyoruz. Biomin’in bu konuda çok geniş kaynakları var. Piyasada Biomin ya da Biokey dediğinizde akla ilk gelen hizmetlerimizden bir tanesi mikotoksin analizleri. Mikotoksin analizleri pek çok firma tarafından kendi bünyelerinde yapılabilmesi mümkün, Elisa testleri aracılığıyla bunları yapabiliyorlar. Ama tabi güvenilirlik açısından HBLS ile yapılmış testler çok daha hassas ve aynı zamanda yasal olarak da bir dayanak teşkil edebilir. Bir sıkıntı doğduğunda HBLS ile yapılmış bir analiz doğrudan kanıt olarak kullanılabilir. Biomin’in bağlı olduğu ERBER Group’ta dünyada mikotoksin analizleri ve mikotoksin analizi kitleri, laboratuvar araç gereci sağlayan en büyük firmalardan bir tanesi olan Romer Laboratuvarları yer almakta. Dolayısıyla kardeş firmamız olan Romer Laboratuvarında analiz hizmetleri veriyoruz. Yılda yaklaşık 300’e yakın HBLS analizi yapıyoruz. Ve yılsonunda genellikle bir mikotoksin istatistik raporu çıkarıyoruz. Bu raporda da her yıl Türkiye’deki çeşitli mikotoksinler bakımından artış ya da azalış trendlerini, pozitif çıkan numuneleri, bunlar içerisinde en yüksek, en düşük ve ortalama değerleri hem yemler hem de yem ham maddeleri için yayınlıyoruz. Bunları da müşterilerin kullanımına sunuyoruz. Aslında müşteri olmayanların da Biomin’in aplikasyonları aracılığıyla bu verilere erişim sağlama imkânları mevcut.

Firma olarak sattığınız ürünler ve satış rakamları bir anlamda ülkenin durumunu da yansıtır. Her ne kadar bu bilgiler firmanıza özel olsa da, bu verileri ya da buradan çıkan analizleri, yönetiminde bulunduğunuz TÜ-YE-KAD’ın çalışmaları kapsamında ya da bunun haricinde çeşitli araştırmalar için paylaşıyor ya da kullanıyor musunuz? Türkiye’deki üniversitelerle çalışmalarımız oluyor. Hem bazı akademik denemelerin yapılması anlamında hem de bilgi alış verişinin ve akışının sağlanması konusunda özellikle Ankara Üniversitesi ile çalışmalarımız oldu. Gelecek için de tasarladığımız bazı çalışmalarımız var. Biomin pek çok uluslararası üniversite, araştırma merkezi ve enstitü ile ortak çalışıyor. Avusturya Tulln’da bulunan tekno-kent üç tane üniversitenin de dâhil olduğu büyük bir proje. BIOMIN’in bu teknokentte bulunan Ar-Ge merkezi dünyadaki bütün üniversitelerle çalışmalarını ortak yürütüyor. Ve bizim ürün geliştirme projelerine dünya üzerindeki pek çok üniversite ya da araştırma merkezi de eşlik ediyor. Yani projeler aslında global olarak gelişiyor ve ürünler ya da stratejiler farklı Ar-Ge kurumlarının destekleriyle ortaya çıkıyor.

Türkiye’ye getirdiğimiz hizmetlerden biri de teknik servis. Bu konuda Biomin’de farklı departmanlarda farklı uzmanlar var. Kanatlı, ruminant ve aqua alanında hem besleme hem de hayvan sağlığı konusundaki uzmanlarımız Türkiye’ye ziyaretler düzenleyerek doğrudan müşterilerimize gidip sorunlarını dinliyor ve çözüm önerileri sunuyorlar. Bu da düzenli olarak verdiğimiz teknik hizmetlerimizden bir tanesi.

Kanatlılarda “lameness” dediğimiz ayaklarda çökme problemi konusunda dünya çapında bir uzman olan Prof Dr. Hiteman 2020 yılının başlarında bizim davetlimiz olarak Türkiye’ye gelecek ve birlikte bazı entegrasyonlarda çeşitli incelemelerde bulunacağız. Türkiye’deki kanatlılarda lameness dediğimiz problemin derecesini bizzat sahada görebilmek ve denetleyebilmek için bazı çalışmalar yapacak. Şimdiden bazı entegrelerle görüşüp bu konuda gönüllü olanlarla bu taramayı yapmayı planlıyoruz. Bunlar da bizim teknik hizmet olarak sağlamayı planladığımız hizmetler.

SU ÜRÜNLERİNDE ÜRETİM ALANLARI ARTIRILMALI Bu röportajın da yayınlanacağı Kasım-Aralık sayımızın konularından biri hayvan yetiştiriciliği ile çevre arasındaki ilişki. Siz bu konuda ne söylemek istersiniz? Sitenizde bu konuda üzerinize düşeni yapmak konusunda azimli ve kararlı olduğunuzu belirtiyorsunuz. Bu konuda yem katkı firmalarına düşen nelerdir? Çevreye etkiler deyince ilk aklımıza gelen karbon emisyonu üzerindeki etkiler. Bu noktada yem katkı firmalarına da sorumluluk düşüyor. Yem katkılarıyla örneğin bağırsak sağlığını düzenleyerek metan gazı salınımını azaltılması konusunda çalışmalar var. Biomin karbon emisyonunun azaltılması ya da hayvanlardaki metan gazı üretiminin azaltılması konusunda da lider firmalardan bir tanesi.

Benim bu noktada iki fikrim var. Birincisi, resmi fikrim. Türkiye’de hayvanların sebep olduğu karbon gazı emisyonunun önemi henüz kavranabilmiş değil. Ama diğer taraftan da gayrı resmi ve kişisel olarak da şunu düşünüyorum. Eğer küresel ısınmanın en büyük faktörlerinden bir tanesi metan gazıysa ve bunun azaltılması gerekiyorsa, hayvancılığın bu konuda kaçıncı sırada geldiğini de görmek gerekiyor. Hayvancılık metan üretiminin yaklaşık yüzde 5’inden sorumlu. Bunun yüzde 95’inin gelişmiş ülkelerdeki faaliyetlerden, Sibirya’daki buzulların erimesinden vs. kaynaklandığını görmek gerekiyor. Ama yine de bu da bir kaynaksa bununla ilgili de gerekenler tabii ki yapılmalı.

İkinci nokta ise balıkçılıkla ilgili olan kısım. İnsanların konforunu etkileyen bir tarafı vardı daha önceden. Kıyı şeridinde, tatil bölgelerine yakın yerlerde konumlanan balık üretim tesisleri yerli ve yabancı turistleri rahatsız ediyordu. Yasal düzenlemeler yapıldı. Bunun neticesinde balık çiftlikleri –sanıyorum- 3 km kadar açığa çekildi. Ancak şöyle bir sorun var. Bizde hala balık üretimi Ege Denizi’nde İzmir-Milas arasındaki dar bir alana sıkıştırılmış durumda. Aslına bakarsanız yüzde 90’ı Güllük Körfezi’ne sıkışmış durumda. Belki de üretim alanlarını artırmamız ve çeşitlendirmemiz gerekiyor.

BALIK BESLEMEDE GELENEKSEL YÖNTEMLER TERK EDİLİYOR Çevre ile olan ilişkide yine şu noktayı gözden kaçırmamak gerekir. Balıkçılıkta en büyük problemlerden bir tanesi besleme. Balıklar, özellikle de karnivor balıklar, ağırlıklı olarak balık unuyla besleniyorlar. Bizim geleneksel su ürünleri yetiştiriciliğindeki stratejimiz şuydu: Ucuz balığı pahalı balığa çevirmek. Yani ucuz balıkla pahalı balığı besleyip buradan kâr elde etmek. Örneğin hamsiyi yakalayıp balık unu haline çevirmek ve bu balık unuyla daha pahalı ve daha lüks bir balık olan levreği ya da çuprayı beslemek. Ancak bu strateji özellikle Avrupa’da çoktan terk edilmiş durumda. Tabi burada ekonomik faktörlerin de önemi büyük ama aynı zamanda sürdürülebilirlik açısından çok da mantıklı bir durum değil. Dolayısıyla su ürünleri yetiştiriciliğinde de doğal kaynakları tüketmeden – yani vahşi/doğa balıkları tüketmeden - bunları daha sürdürülebilir yem kaynakları ya da ham maddeleriyle yapabiliyor olmak önemli bir konu. Çünkü günün sonunda hayvan beslemenin aslında temeli şudur: İnsan beslemesinde kullanılan ve insan beslemesinde kullanılamayan yem ham maddelerinin hayvanlar aracılığıyla tekrar insan beslemesinde kullanılabilir bir hale getirilmesi. Dolayısıyla, su ürünleri yetiştiriciliğini de gelecekte doğal kaynaklara dokunmadan, kullandığımız klasik yem ham maddeleriyle yapabilmek sanırım önemli noktalardan bir tanesi. Tabi bu noktada da hemen şu konu gündeme geliyor. Etobur olan bir hayvanı sadece otla nasıl beslersiniz? Ya da bitkisel kaynaklarla nasıl beslersiniz? Biomin olarak ürünlerimizde bu hayvanların bitkisel kaynaklı ham maddelerden oluşmuş bir yemi yemelerini sağlayan iştah açıcı yem katkıları üreterek çevrenin ya da doğal kaynakların korunması konusunda rol alıyoruz.

Röportaj Kategorisindeki Yazılar
08 Şubat 20227 dk okuma

“Hayvan refahı gıda güvenliği için olumlu etkide bulunabilir”

14 Ekim 20165 dk okuma

“Sürdürülebilirliğin üç temel basamağı: GEZEGEN, KÂR, İNSAN”

Ariovaldo Zani, Sindirações: “Brezilya şu sıralar Latin Amerika'nın toplam yem üretiminin yarıdan f...

02 Aralık 20217 dk okuma

3M Kayış: Sektörün en dinamik firması konumundayız