BLOG

Üretimde 30 milyon tonu aşan yem sektörünün yeni sınavları

24 Mart 20269 dk okuma

Röportaj: Cemalettin Kanaş

Türkiye’nin en büyük yem buluşması TUYEM16 (16. Uluslararası Yem Kongresi ve Yem Sergisi) yaklaşırken TÜRKİYEM-BİR Başkanı Ülkü Karakuş, sektörün hem kazanımlarını hem de kırılganlıklarını masaya yatırdı. Karma yem üretiminin 30 milyon tonu aşması ve yem fiyatlarının üç yıldır enflasyonun altında seyretmesi ile gurur duyduğunu belirten Ülkü Karakuş, “Yem sanayisi, üzerine düşen görevi layıkıyla yerine getirmiştir.” diyor.

Ancak sektörün çözüm bekleyen sorunları da yok değil. Ukrayna savaşında henüz sona gelinmeden Orta Doğu alev aldı; navlun ve enerji maliyetleri fırladı. Beyaz ette geçici ihracat yasağı ihracat pazarlarında kayıp sinyalleri verirken, Avrupa’nın hayvansal üretim için yeşil düzenlemeleri kapıya dayandı. Diğer taraftan hammaddede dışa bağımlılık fiyat konusunda da kırılganlığı berberinde getiriyor. Tüm bu problemlere karşın uzun soluklu bir sürdürülebilirlik perspektifleri olduğuna dikkat çeken TÜRKİYEM-BİR Başkanı: “Önemli olan kısa dönemde kâr elde etmek değil, uzun vadede sürdürülebilir gelirin elde edilebilmesidir.” şeklinde konuşuyor.


2025 yılında ülkemizin karma yem üretiminin %4,8 artışla 30,7 milyon tona ulaştığı açıklandı. Bu büyümenin arkasındaki temel dinamikler nelerdir? 2026 için beklentileriniz ve sektörün önündeki başlıca riskler neler?

Türkiye karma yem üretiminin tüm olumsuzluklara rağmen her yıl bir miktar artış göstermesi sektör paydaşlarınca memnuniyetle karşılanmaktadır. Yem sanayisinin 2024 yılında 353,8 milyar TL olan cirosu, 2025 yılında 482,8 milyar TL’ye yükselmiştir. 

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre Türkiye ekonomisi 2025 yılında %3,6 oranında büyüme kaydetmiştir. Aynı dönemde yem sanayisinin üretim bazında büyümesi %4,8, enflasyondan arındırılmış reel büyümesi ise %4,6 olarak gerçekleşmiştir. Bu durum yem sektörünün 2025 yılında genel ekonomik büyümenin üzerinde bir performans sergilediğini göstermektedir. Öte yandan Türkiye ekonomisinde cari fiyatlarla GSYH artışı %41,3 seviyesinde gerçekleşirken yem sanayisinde nominal büyümenin %36,5 seviyesinde kalması, sektördeki büyümenin büyük ölçüde fiyat artışlarından değil üretim hacmindeki artıştan kaynaklandığını ortaya koymaktadır. Yem sektöründeki bu gelişme, hayvancılık üretiminin sürdürülebilirliği açısından sektörün ekonomik faaliyet içindeki stratejik önemini bir kez daha göstermektedir.

Hayvansal üretim ile uğraşanların hayvanları besleme bilincindeki gelişmenin yanında ülkemizin mevcut coğrafi koşulları da karma yem tüketimini tetikleyen diğer unsurlardandır. Öyle ki, ülkemizde maalesef kaba yem kaynaklarının yeterli olmaması nedeniyle büyük-küçükbaş hayvancılıkla uğraşanlar daha fazla karma yeme yönelmektedir. Kaba yem ile karma yem kullanımlarının verimi düşürmeden, hayvan sahiplerinin karlığını koruyacak nitelikte olması ise önem taşımaktadır. 

Yem sanayicilerimiz yüksek faiz oranları, finansman sorunları gibi olumsuz ekonomik koşullara ve belirsizliklere rağmen, üretimden vazgeçmemektedir. 

Yem sanayisinin 2026 yılı beklentilerini, hammadde temini, hayvancılığın genel durumu, halkın hayvansal ürün talebi, dünyadaki gelişmeler gibi genel durumları göz önüne alarak değerlendirecek olursak;

Türkiye yem sanayisinin üretim hacminin 2026 yılında da artacağını öngörmekteyiz. Bu artışın hayvansal üretimdeki istikrarlı yükselişten kaynaklanacağını, ancak dışa bağımlı hammadde temini nedeniyle sektörün fiyat baskılarına açık olmayı sürdüreceğini düşünmekteyiz. Küresel tarım piyasalarındaki dalgalanmalar ve lojistik riskler, yem maliyetleri ve arz sürekliliği üzerinde etkili olmaya devam edebilecektir. Öte yandan, teknoloji ve sürdürülebilir üretim yatırımlarının artmasının, sektörün verimliliğini yükseltme ve dışa bağımlılığını azaltma potansiyeli de bulunmaktadır. Halkın hayvansal ürünlere olan talebinin artış eğiliminde olması ve tarımsal yatırımlara yönelik devlet desteklerinin devam etmesi, yem talebini destekleyici unsurlar olarak öne çıkacaktır. Bu çerçevede, Türkiye yem sanayisinin 2026’da istikrarlı bir büyüme trendini sürdürmesini beklemekteyiz.


Ukrayna savaşında henüz tünelin ucu görünmemişken, İran-İsrail-ABD savaşı gündemin merkezine oturdu. Bu tablo Türk yem sektörünü hammadde temini, fiyatlar ve ihracat açısından nasıl etkiliyor? Sektör bu çok katmanlı belirsizliğe karşı yeterince hazırlıklı mı?

Orta Doğu’daki İran-İsrail-ABD geriliminin Rusya-Ukrayna savaşına kıyasla daha kısa süreli olacağını umuyoruz. Ancak bu süre zarfında, yem sektörünün hammadde temini ve nakliye süreçlerinde ciddi dalgalanmalar yaşanabilecektir. Özellikle Güney Amerika’dan Türkiye’ye gelecek soya ve mısır navlunları artmış, panamax gemi nakliye ücretleri 35 USD/ton’dan 52 USD/tona yükselmiştir. Petrol fiyatlarındaki artış fiyatları daha da yukarı taşıyacaktır. Ayrıca İran’a gidecek gemilerde iptaller ve bekleyen kargolar gibi durumlar, Türkiye’ye gelecek hammadde miktarlarını ve fiyatlarını doğrudan etkileyebilecektir.

Şu an için, Karadeniz üzerinden yapılan taşımacılık navlunlarının sadece akaryakıt fiyatlarına bağlı sınırlı artış göstereceği beklenmektedir. Soya fiyatlarının Mayıs başına kadar düşmesi öngörülmemektedir. Brezilya ve Arjantin’de devam eden hasat ve gübre stoklarındaki yetersizlikler ise 2026 sonuna doğru tedarik riskleri yaratabilecektir.

Bu tablo, sektörün proaktif önlemler almasını zorunlu kılmaktadır. Hammadde stok yönetimi, alternatif tedarik kaynaklarının belirlenmesi, navlun ve sigorta maliyetlerinin yakından izlenmesi ve İran gibi yakın pazar taleplerine hazırlıklı olunması, bu dönemde sürdürülebilirliği koruyacak temel stratejiler olarak öne çıkmaktadır.


İHRACAT YASAKLARI, UZUN VADEDE RİSKLİ

Ramazan öncesi tavuk ihracatının yasaklanması sektörde rahatsızlığa yol açtı. Bu tür düzenlemeleri nasıl değerlendiriyorsunuz? Entegre sektörün ihracat performansına etkileri nedir?

İç piyasada fiyat istikrarını sağlamak amacıyla beyaz et, yumurta gibi ürünlere getirilen ihracat kısıtlamaları ve geçici yasaklamalar, kısa vadede fiyatların düşmesine yol açsa da, uzun vadede üreticilerin ve dolayısıyla ülkemizin üretimde sürdürülebilirliği açısından olumsuz etkilenmesine sebep olmaktadır.

Bu tür politikalar, üreticilerin gelir beklentilerini doğrudan etkileyerek yatırım kararlarını belirsiz hâle getirebilmektedir. Geçici ihracat durdurmaları, yatırım yapmayı düşünen üreticiler üzerinde kaygı ve belirsizlik yaratmakta, uzun vadeli yatırım iştahını zayıflatabilmektedir.

Buna ek olarak, ihracat kısıtlamaları üretim hacminin daralmasına ve dolayısıyla birim üretim maliyetlerinin yükselmesine yol açmaktadır. Bu durum, zamanla iç piyasada ürün fiyatlarının daha da artmasına ve tüketici üzerinde maliyet baskısının oluşmasına neden olmaktadır. Öngörülebilirlik kaybı, sektöre yeni girişleri de sınırlayarak sürdürülebilir büyüme potansiyelini zedeleyebilmektedir.

Yurtdışındaki alıcılar istikrardan yana olup, böylesi belirsizliklerin olduğu ülkelerdeki üreticilerle ticaret yapmaktan çekinir hale gelmektedir. Uzun yıllar emek verilerek kazanılmış pazarların kaybedilmesi riski her geçen gün artmaktadır.

Sayılan bu gibi nedenlerle, hayvansal ürün ihracatına ilişkin kısıtlamaların ve yasaklamaların sonlandırılması; üreticiler, yatırımcılar ve sektöre girmeyi düşünen yeni girişimciler için öngörülebilir bir iş ortamı sağlanması büyük önem taşımaktadır. Ancak bu şekilde hem üretim kapasitesi artırılabilir hem de iç piyasa istikrarı uzun vadede korunabilir.


YEM FİYATLARI ENFLASYONUN ALTINDA: KİM KAZANDI, KİM KAYBETTİ?

Basına yaptığınız açıklamalarda ve katıldığınız televizyon programlarında yem fiyatlarının son üç yılda enflasyonun altında seyrettiğini vurguluyorsunuz. Bu tablo üreticiye ne kazandırdı, yem sanayicisine ne kaybettirdi? Sektör bu makası nasıl yönetiyor?

Genelde yem maliyetleri, hayvansal üretim maliyetlerinin %70’ini oluşturmaktadır. Uygun fiyat ve kalitede yemlerin düzenli olarak temin edilebilmesi hayvansal üreticilerinin kârlı bir şekilde üretim yapabilmesi için gereklidir. Tarımsal üretim ve yem sanayisi, üretim hacimlerinin büyük olduğu ancak kâr marjlarının en düşük olduğu sektörlerdir. Bu nedenle ufak fiyat dalgalanmaları üreticilerimizde endişe yaratmaktadır. Bunun önlenmesi için hem sektör mensuplarımız hem de devletimiz büyük bir mücadele vermekte ve fedakârlıklarda bulunmaktadır. Yem hammadde fiyatları, yem fiyatları, hayvansal ürün fiyatları bakanlığımızca düzenli bir şekilde bizlerle koordinasyonlu bir şekilde takip edilmektedir. Geriye dönük verilere bakıldığında 2023 yılından günümüze yem fiyatlarındaki artışın enflasyon oranındaki artışların altında kaldığı göze çarpmaktadır. Elbette yem fiyatları, en çok hububat ve yağlı tohumların fiyatlarından etkilenmektedir. Yurt içindeki arzdan kaynaklı fiyat hareketlerine yönelik zamanında atılan adımlarla TMO’nun veya diğer kurumların müdahalesi fiyatların yıl boyu belli bir dengede kalmasına yardım etmektedir. Yem sanayisinde yoğun bir rekabetin olması, serbest piyasa ekonomisinin gereklerinin tam olarak yerine getirilmesi, hayvan sahiplerinin en uygun fiyatlardan ve kaliteden karma yemlere ulaşmasını sağlamaktadır.

Nitekim şikâyetlerin büyük çoğunluğunun yem fiyat artışlarından değil, daha çok hayvansal ürün fiyatlarının üreticiyi tatmin etmeyecek seviyede olmasından ileri geldiği görülmektedir.

Yem sanayisi üzerine düşen görevi layıkıyla yerine getirmiştir. Önemli olan kısa dönemde kâr elde etmek değil, uzun vadede sürdürülebilir gelirin elde edilebilmesidir. Yem sanayicileri bu şekilde hareket ederek, hem finansal hem de teknik anlamada besicilerimizi desteklemeye devam etmektedirler.


AVRUPA’NIN YEŞİL BASKISI KAPIDA

Avrupalı çiftçileri mutsuz eden karbon düzenlemeleri ve sürdürülebilirlik kriterleri ülkemize doğru da yaklaşıyor. GHG emisyonları ve izlenebilirlik konusunda Türk yem sektörü hazır mı, yoksa ciddi bir uyum süreci mi bizi bekliyor? 

Şu anda bu konuda ülkemizde de çeşitli tarama faaliyetleri başlamış durumdadır. Konuyla ilgili olarak yem sanayicilerimiz tarafından Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na başvurular yapılmaktadır. Bakanlık tarafından görevlendirilen uzmanlar tesislerde emisyon ölçümleri gerçekleştirerek mevcut durum hakkında bilgilendirmelerde bulunmaktadır. Emisyon değerleri yüksek olan işletmeler gerekli iyileştirme uygulamalarını geliştirmektedir.

Yem sanayimiz çevresel etkisi görece düşük sektörler arasında yer almakta olup sektör temsilcilerinin büyük çoğunluğu bilinçli ve dünya gündemini yakından takip eden bir yapıya sahiptir.

Birliğimiz de düzenlediği etkinliklerde bu konuyu ele alarak sektörü bilgilendirmeye devam etmektedir. Avrupa’da ve dünyada uygulanan düzenlemeler ve iyi uygulama örnekleri, TUYEM gibi etkinlikler aracılığıyla ilgili kesimlerle paylaşılmaktadır.

Yem fabrikalarında dijitalleşme, otomasyon ve enerji verimliliği yatırımları hangi aşamada? Türk yem makineleri üreticileriyle sektör arasındaki iş birliği bu dönüşümü destekliyor mu?

Bu konuda oldukça ileri bir seviyede olduğumuzu söyleyebiliriz. Günümüzde en önemli başlıklardan biri enerji verimliliğidir. Enerjiden maksimum faydanın sağlanması, enerji kayıplarının önlenmesi, birim ürünün en uygun enerji maliyetiyle üretilmesi ve üretimde bu döngünün sürdürülebilirliğine yönelik çalışmalar; yeni nesil yem makinelerinin, dijital teknolojilerin ve otomasyon sistemlerinin gelişimini teşvik etmektedir.

Nitekim yerli teknoloji üreticilerimiz ve hizmet sağlayıcılarımız dünyanın birçok ülkesinde yeni yem fabrikaları kurmakta ve sektöre çeşitli hizmetler sunmaktadır. Türkiye’de üretilen yem makineleri kalite ve fiyat rekabeti açısından rakipleriyle kıyaslandığında oldukça iyi bir seviyededir. Bu gelişmede yem sanayicilerinin katkısı belirleyici olmuştur; bir teknolojinin geliştirilebilmesi için ihtiyacın net biçimde ortaya konulması şarttır. Bu açıdan bakıldığında yem sanayicileri ile makine ve otomasyon üreticileri arasında güçlü bir iş birliği bulunduğu görülmektedir.

Günümüzde üretim süreci aksatılmadan en yeni teknolojiler fabrikalara kolaylıkla entegre edilebilmektedir. Tek bir kontrol sistemi üzerinden istenilen kalitede yem üretimi yapılabilmekte; kalite standartları ve hijyen koşulları etkin biçimde yönetilebilmektedir.

Yerli makine üreticilerimizin yem sanayicilerimizin ihtiyaçlarına büyük ölçüde cevap verebilmesi, sektörümüz açısından önemli bir avantajdır. Bu sayede ithalata bağımlılık görece düşük seviyede kalmaktadır.


YEM SEKTÖRÜNÜN PUSULASI TUYEM ANTALYA’DA

16. kez kapılarını açacak olan ve yem sektörü için adeta bir pusula görevi gören TUYEM bu yıl Antalya’da. Kongre gündeminde öne çıkan başlıklar neler? Katılacak yatırımcılara ve uluslararası paydaşlara ne mesaj vermek istersiniz?

TUYEM, bu yıl 16. kez kapılarını Antalya’da açacak. Sektörümüz için önemli bir buluşma noktası olan kongremizde oldukça zengin bir gündem katılımcıları bekliyor. Yem sanayisinin yalnızca üretim boyutunu değil; ekonomi, hammadde ticareti, sürdürülebilirlik, teknoloji ve yapay zekâ gibi pek çok farklı başlığı ele alan kapsamlı bir program hazırladık.

Kongremizin açılış oturumunda Türkiye ve dünya ekonomisindeki gelişmeler ele alınacak. Ardından düzenleyeceğimiz “Yeni Nesil Yem Sanayi: Gıda ve İnsan” başlıklı panelde ise yemden sofraya uzanan gıda zinciri, gıda güvenliği, sürdürülebilir hayvansal üretim ve toplumun bu konulardaki beklentileri bilim, kamu ve sanayi temsilcilerinin katılımıyla bütüncül bir bakış açısıyla değerlendirilecek. Bu panelde özellikle yem güvenliğinin gıda güvenliği ve insan sağlığı açısından taşıdığı kritik rolü bilimsel verilerle ortaya koymayı amaçlıyoruz.

Kongremizin ikinci gününde ise yem hammadde ticaretindeki küresel gelişmeler, Avrupa yem sanayisinin gündemi, Körfez ve Doğu Afrika pazarındaki yeni trendler gibi uluslararası başlıklar ele alınacak. Ayrıca yapay zekâ ve yeni teknolojilerin yem sanayisindeki yeri, geleceğin üretim sistemleri ve sektörün dönüşümü de uzman konuşmacılar tarafından değerlendirilecek.

TUYEM yalnızca bir kongre değil, aynı zamanda sektörün tüm paydaşlarını bir araya getiren önemli bir istişare ve iş birliği platformudur. Türkiye’nin güçlü yem sanayisi altyapısını, teknoloji kapasitesini ve bölgesel potansiyelini uluslararası katılımcılarla paylaşmak bizim için büyük önem taşıyor.

Bu vesileyle yatırımcılara ve uluslararası paydaşlara vermek istediğimiz mesaj şudur: Türkiye yem sanayisi; üretim kapasitesi, teknolojik altyapısı, yetişmiş insan kaynağı ve bölgesel konumu itibarıyla son derece güçlü bir sektördür. TUYEM, bu gücü uluslararası iş birliklerine dönüştürmek, yeni ticaret ve yatırım fırsatlarını değerlendirmek için önemli bir buluşma noktası olmaya devam edecektir.

Röportaj Kategorisindeki Yazılar
26 Şubat 20185 dk okuma

Su ürünleri ihracat şampiyonunun hedefi dünya liderliği

Orhan Kılıç, Kılıç Deniz Yönetim Kurulu Başkanı: “Bodrum’dan başlayan su ürünleri sektöründeki yolc...

27 Şubat 20245 dk okuma

İklim değişikliğinin hafifletilmesinde hayvancılığa düşen rol

20 Temmuz 201614 dk okuma

Alexander DÖRING, FEFAC: "Yem endüstrisinin anlatacak güzel bir hikayesi var"

"Yem sanayisinin, hiç anlatmadığı ancak anlatmaya başlayacağı güzel bir hikâyesi olduğuna inanıyoru...