Avrupa yem sanayii, hayvan beslemede kritik
öneme sahip vitamin ve amino asitlerde üçüncü ülkelere, özellikle de Çin’e
yüksek düzeyde bağımlı. Avrupa Yem Üreticileri Federasyonu’nun (FEFAC)
yayımladığı kapsamlı çalışma, bu bağımlılığın hayvansal üretimden çevresel
hedeflere, gıda güvenliğinden stratejik özerkliğe kadar geniş bir risk alanı
yarattığını ortaya koyuyor.
Avrupa yem ve hayvancılık sektörü için hayati öneme sahip vitamin ve amino asitlerin tedarikinde dışa bağımlılık alarm verici boyutlara ulaşmış durumda. FEFAC’ın uzmanların katkısıyla yürüttüğü analiz, bu maddelerin küresel üretiminin son derece sınırlı sayıda ülke ve şirketin elinde toplandığını, Avrupa Birliği’nin ise bu zincirde kırılgan bir konumda bulunduğunu ortaya koyuyor. Bulgular, AB yem ve hayvancılık sektörlerinde üretim yoğunlaşması, ithalata bağımlılık ve tedarik risklerine ilişkin ayrıntılı bir değerlendirme sunan, ‘Besin Niteliğindeki Temel Yem Katkı Maddelerinin Tedarikinde AB’nin Kırılganlığı’ başlıklı FEFAC’ın 25 sayfalık raporuna dayanıyor. Açıklanan metinde, “Avrupa, hayvan beslemede kullanılan vitamin ve amino asitlerin tedarikinde yabancı ülkelere, özellikle de Çin’e büyük ölçüde bağımlı” ifadesiyle durumun uzun süredir bilinen ancak yeterince ele alınmayan bir yapısal sorun olduğuna dikkat çekiliyor.
Vitaminler ve amino asitler, yem formülasyonunda tali unsurlar değil; hayvan sağlığı, refahı ve verimliliği için vazgeçilmez girdiler. Vitamin eksiklikleri körlükten kemik bozukluklarına, bağışıklık sisteminin zayıflamasından verim kayıplarına kadar ciddi sonuçlar doğurabiliyor. Amino asitler ise protein sentezinin temel yapı taşları olarak büyüme performansını belirliyor ve doğru kullanıldıklarında azot emisyonlarının düşürülmesine olanak tanıyor. FEFAC’a göre bu strateji sayesinde Avrupa’da her yıl yaklaşık üç milyon ton ithal soya küspesi kullanımının önüne geçiliyor.
Ancak tedarik tarafındaki tablo çarpıcı. Küresel vitamin üretiminin yaklaşık %80’i Çin’de gerçekleşirken, AB’nin payı yalnızca %8 seviyesinde kalıyor. Birlik bazı vitaminleri – B9, C ve K3 gibi – hiç üretmiyor. Analize göre AB, vitamin B9’da %100, biyotinde %96 oranında Çin’e bağımlı. Amino asitlerde de benzer bir yoğunlaşma söz konusu; Çin, AB’nin ithal ettiği vitaminlerin değer bazında %60–70’ini, amino asitlerin ise %70–80’ini karşılıyor. Raporda, “Çin, tüm vitaminleri üretebilen tek ülke konumunda; küresel pazardaki payı ise vitamin türüne göre %33 ile %99 arasında değişiyor” vurgusu bu tekelleşmenin boyutunu özetliyor.

Sorun yalnızca üretim kapasitesinin yetersizliği değil. FEFAC çalışması, Avrupa’daki kimya ve fermantasyon sanayilerinin yüksek enerji ve hammadde maliyetleri nedeniyle rekabet gücünü kaybettiğini, bu yüzden de son yıllarda yeni yatırımların sınırlı kaldığını ortaya koyuyor. Buna karşın küresel talep artmaya devam ediyor; daha verimli üretim modelleri ve daha sıkı çevre hedefleri, bu katkı maddelerine olan ihtiyacı artırıyor. FEFAC, tedarik zincirinin bu kadar dar bir alanda yoğunlaşmasının ciddi bir sistemik risk yarattığını vurgulayarak, tek bir tesiste yaşanacak bir aksamanın bile küresel arzı etkileyebileceği uyarısında bulunuyor.
Sonuç net: vitamin veya amino asit tedarikinde yaşanacak bir kesinti, hayvan sağlığını ve üretim performansını doğrudan etkileyebilir; orta ve uzun vadede ise Avrupa’nın et, süt, yumurta ve su ürünleri üretimini zora sokabilir. Raporda altı çizilen nihai risk ise stratejik düzeyde: “Güçlü bir sanayi stratejisi olmadan, AB hem sürdürülebilirlik hem de gıda egemenliği açısından geriye düşme riskiyle karşı karşıya.” Bu tablo, Avrupa için olduğu kadar Türkiye gibi benzer yapısal bağımlılıklar taşıyan ülkeler için de ciddi bir uyarı niteliği taşıyor.