Mehmet Mert Kesti
Trader
AVES
2025/26 sezonunda soya fiyatlarını sadece hava durumu veya verim mi belirliyor? Artık hayır. Soya; politikalar, sürdürülebilirlik regülasyonları ve jeopolitik dengelerle şekillenen stratejik bir sisteme dönüşmüş durumda. ABD–Çin hattı, EUDR süreci, biyoyakıt teşvikleri ve Güney Amerika arz görünümü derken piyasa yeni riskler ve fırsatlarla yeniden tanımlanıyor. Geleceğin dengesini doğru okuyabilmek, piyasanın tüm parametrelerine doğru yerden bakmayı gerektiriyor.

GİRİŞ: TARIMSAL ÜRÜN, STRATEJİK SİSTEM
Soya fasulyesi, bugün dünya yağlı tohum üretiminin yaklaşık %60’ını oluşturuyor. Soya fasulyesi, 21. yüzyıl ekonomisinde yalnızca tarımsal bir ürün değil aynı zamanda enerji, protein, gıda güvenliği ve sürdürebilirlik politikalarının kesiştiği stratejik bir sisteme işaret ediyor. Her ne kadar 2025 sezonu ile arz miktarında artış yaşandığı konuşulsa da asıl değişim politika ve sürdürebilirlik konularında yaşanıyor.
Soya fiyatlarını açıklamak için artık sadece yağış, ekim alanı ya da verim açıklamaları yeterli gelmiyor. Piyasanın yönü giderek daha fazla politik başlıklar ve sürdürülebilirlik regülasyonları tarafından çiziliyor. Biyoyakıt teşvikleri, EUDR kapsamındaki ormansızlaşma kısıtları, karbon vergileri ve izlenebilirlik zorunlulukları, soyanın klasik tarımsal emtiadan çıkıp politik bir varlığa dönüşmesine sebep oldu. Başka bir ifade ile, yağlı tohum piyasasının lokomotifinin fiyatlarını artık sadece üretim değil, politika ve sürdürülebilirlik de belirliyor.
KÜRESEL ÜRETİM VE TALEP GÖRÜNÜMÜ
2025/2026 sezonu itibari ile küresel soya fasulyesi arzının yaklaşık 426 milyon ton ile rekor seviyelere ulaşacağı öngörülüyor. Beklenen üretim artışının sebebi olarak özellikle Güney Amerika ekim alanlarının genişlemesi ile tarım teknolojisinin güçlenmesi gösteriliyor.
Küresel soya fasulyesi üretiminin yaklaşık %80’i Brezilya, ABD ve Arjantin tarafından karşılanıyor. Bu üç ülke hem üretim hacmi hem de ihracat kapasitesi açısından sektörün yönünü belirleyen temel aktörler olarak sıralanıyor.
ABD’de ekim alanları geçen yıla göre daraldı, verimde ise sınırlı bir artış gerçekleşti. Toplam üretimde ABD özelinde gerileme beklenirken, iç piyasada kırma faaliyetlerinde artış beklentisi söz konusu. Kırma faaliyetleri sonucunda elde edilen soya yağı ve küspe, farklı sektörlerde stratejik öneme sahip. Soya yağı; hem biyoyakıt üretiminde enerji kaynağı olarak hem de gıda sektöründe insan tüketimi için kullanılırken, küspe ise yüksek protein içeriği sayesinde yem endüstrisinde hayvansal üretimi destekleyen temel bir bileşen olarak değerlendiriliyor. Biyoyakıt yatırımları ve vergi teşvikleri sayesinde yağ talebi güçlü devam ederken, artan soya kırımı ile küspe tarafında geçtiğimiz yıllara göre daha fazla ihracat beklentisi gözlemlenmektedir.

Brezilya tarafında ise tablo biraz daha farklı. Verilere göre ülke ekim alanlarında artış olduğu göze çarpıyor ancak bölgesel verimlerde dengesizlik yaşanabilir. Bu sezon, Real’in güçlü seyri ve lojistik maliyetlerle beraber, Brezilya’nın rekor üretimini kârlı bir ihracat performansına dönüştürmesinin zorlaştığına şahit olabiliriz.
Arjantin, 2024 kuraklığı sonrası toparlanma gösterdi. Üretim tekrar 50 milyon ton bandına yaklaşsa da yüksek ihracat vergileri, kırma sektörünün rekabet gücünü zayıflatıyor. Bu durumlar, Güney Amerika’nın genelinde hacim artışı–marj kaybı ikilemini belirginleştiriyor.
Küresel arzın rekor kırdığı bir sezonda talep tarafı ise nicelikten çok niteliksel bir dönüşüm geçiriyor. Fiziksel arz ve talepteki artış ile talep kısmında kalite ve sürdürebilirlik önceliği daha belirgin hale geliyor. Hindistan, Vietnam ve Endonezya gibi ülkelerde hayvansal üretim artarken, bunlarla birlikte birçok ülke de karbon ayak izi ve gıda güvenliği konuları ithalatçıların kararlarını karmaşıklaştırıyor. Yani talep hacimle birlikte kriter bazında da büyüyor.
SOYA FASULYESİ: TARİFELERİN GÖLGESİNDE BİR EMTİA MI, STRATEJİK ENSTRÜMAN MI?
Soya fasulyesi küresel ölçekte sadece tarım ürünü değil, jeopolitik etki aracı hâline geldi. Artık soya, ABD-Çin arasındaki stratejik ticaret görüşmelerinde nadir toprak elementleri gibi önemli bir gündem maddesi olarak tartışılıyor. Tarımsal kimliğinin ötesinde, iki ülke arasındaki ekonomik ve diplomatik ilişkilerde pazarlık unsuru olarak öne çıktığı görülüyor.
2025 yılında ABD-Çin hattındaki her diplomatik adım, Chicago emtia borsası ekranlarındaki fiyat değişimleri ile çok büyük karşılıklar buldu. Eylül-Ekim 2025 döneminde yaşanan gelişmeler, bu dengenin ne kadar hassas olduğunu bir kez daha gösterdi. 30 Ekim’de yapılan görüşmeler sonrası, Çin’in 2025/26 sezonu için yaklaşık 12 milyon ton, izleyen üç yıl boyunca da yıllık 25 milyon ton ABD menşeli soya alımı taahhüdünde bulunduğu duyuruldu. Ancak bu rakamların gerçek sevkiyatlara ne oranda dönüşeceği konusunda temkinli bir piyasa var, çünkü Güney Amerika kaynaklı ürünlerin alternatif olarak devrede ve ABD zamanlama açısından dezavantajlı durumda.

Yaşanan politik olaylar da Çin’in kaynak çeşitlendirme politikasını hızlandırdı ve dünyanın en büyük soya fasulyesi ithalatçısına menşei esnekliği kazandırdı. Dolayısıyla iki ülke arasında yapılan soya fasulyesi ticareti anlaşması, geçmişteki yüksek hacimli kontratların tam telafisi anlamına gelmiyor.
ABD’de 2025 sezonu üretim projeksiyonu, ekim alanındaki daralma sebebiyle yaklaşık 117 milyon ton. Buna karşı kırım kapasitesi ise artıyor.
Biyodizel yatırımları ve teşvikler sayesinde soya yağı, ülke içinde yeniden stratejik öncelik kazandı. Bu dönüşüm, ihracat odaklı modelden iç tüketime dayalı bir dengeye geçiş anlamına geliyor. ABD artık daha az fasulye satıyor ve daha çok yağ tüketiyor. Bu yapısal kayma, ABD’yi küresel arz zincirinde daha kapalı devre bir oyuncuya dönüştürüyor; bu da Çin’in ithalat stratejisini daha fazla Güney Amerika’ya yönlendiriyor.
Artık başarı, hava durumunu, arz-talep dengesini erken okumaktan çok politika akışını önceden yorumlayabilme becerisine bağlı görünüyor. Nitekim küresel soya ticaretinde güven endeksi fiyat kadar belirleyici hale geldi.
EUDR VE SOYA TEDARİK ZİNCİRİNDE YENİ DÖNEM
EUDR (European Union Deforestation Regulation – Avrupa Birliği Ormansızlaşma Yönetmeliği), 2025 sonunda yürürlüğe girecek şekilde planlanmış olup, Avrupa Birliği’ne ihraç edilen soya ürünlerinde ormansızlaşma içermeyen tedarik zinciri zorunluluğu getirmektedir. Bu düzenleme, ihracatçıların ürünlerinin üretim alanı koordinatlarını GPS tabanlı sistemlere yüklemelerini ve ormansızlaştırma yapılmadığını belgelemelerini şart koşmaktadır.
EUDR’nin temel hedefi net: küresel planda ormansızlaşmayı önlemek. Ancak uygulamanın kapsamı ve zamanlaması, Avrupa’da dahi tartışma konusu. Sektör temsilcileri, mevcut haliyle düzenlemenin kısa vadede ticarette yavaşlama, stok baskısı ve maliyet artışı yaratabileceğini belirterek itiraz ediyor.
EUDR’nin yürürlüğe girmesiyle birlikte küresel soya piyasasında rekabet, artık fiyat ya da verim üstünlüğünden ziyade uyum hızı, belge kalitesi ve izlenebilirlik üzerinden şekillenecektir. ABD, Kanada ve Paraguay gibi sertifikasyon sistemleri oturmuş ülkeler bu geçişte avantajlı konuma gelirken, Güney Amerika’nın kuzey bölgelerinde faaliyet gösteren küçük üreticiler için ciddi bir uyum maliyeti doğacaktır.
Avrupa’ya giden her ton soya artık iki değer taşır hale geliyor: biri içeriğindeki protein ve yağ oranı, diğeri ise karbon ayak izi ve ormansızlaşma riski. EUDR, bu ikinci değeri görünür kılarak ticareti yalnızca kalite ve fiyat bağlamından çıkarıp aynı zamanda politik ve sürdürülebilirlik odaklı bir sürece dönüştürüyor.
TÜRKİYE VE SOYA İŞLEME EKONOMİSİ: AVES ÖRNEĞİ
Avrupa Birliği’nin ormansızlaşmadan arındırılmış tedarik zincirine (deforestation-free supply chain) geçişi, yalnızca üretici ülkeleri değil, işleyici ekonomileri de yeniden tanımlıyor. Bu dönüşümde Türkiye, soya işleme kapasitesi ve stratejik coğrafi konumuyla yalnızca Avrupa’ya değil, Ortadoğu ve Asya pazarlarına yönelik ihracat potansiyeliyle de öne çıkıyor.
Türkiye, geniş ekim alanlarına sahip bir üretici olmamasına rağmen, soya kompleksinde bölgesel bir işleme ve yeniden ihracat merkezi konumuna yükseldi. Ülkenin soya ekonomisi büyük ölçüde ithalata dayalı işleme modeline dayanır: USDA ve TÜİK verilerine göre yıllık yaklaşık 3,5 milyon ton soya ithal edilirken, iç üretim ise 200 bin ton seviyesinde kalıyor.
Bu ithalata dayalı yapı, Türkiye’ye çok menşeli tedarik avantajı sağlıyor. Brezilya, ABD, Ukrayna ve Kanada gibi farklı kaynaklardan tedarik yapılabilmesi, Türkiye’yi hem Avrupa hem de Ortadoğu ve Asya pazarları için güvenilir bir işleme ve dağıtım merkezi hâline getiriyor.

Özellikle Ortadoğu ve Güneydoğu Asya ülkeleri, artan nüfusları ve hayvansal üretim kapasiteleriyle yüksek kaliteli, izlenebilir ve sürdürülebilir protein kaynaklarına ihtiyaç duymaktadır. Türkiye, bu pazarlara coğrafi yakınlığı, lojistik avantajları ve güçlü işleme altyapısıyla doğrudan hizmet verebilecek konumda. Ortadoğu ve Afrika ülkelerine yapılan soya ürünleri ihracatında Türkiye’nin rolü giderek artıyor.
Bu dönüşümün öncülerinden biri olan Aves, soya işleme endüstrisinde önemli bir bölgesel oyuncudur ve yılda yaklaşık 1,5 milyon ton toplam üretim kapasitesiyle yalnızca Türkiye’nin değil, bölgenin de en büyük entegre üretim tesislerinden birini işletiyor. Aves, Mersin’deki stratejik konumu sayesinde hem Avrupa’ya hem de Ortadoğu ve Asya’ya yönelik ihracat kanallarını etkin şekilde kullanabiliyor.
2025 yılında devreye alınan Soya Protein Konsantresi (SPC) hattı ile Aves, yalnızca yağ ve küspe değil, aynı zamanda yüksek proteinli, düşük karbon ayak izine sahip, izlenebilir ürünler de üretiyor. Bu ürünler, yem ve gıda sanayilerinin artan taleplerine doğrudan yanıt verebilecek nitelikte. SPC’nin özellikle balıkçılık endüstrisinde kullanılması, Türkiye’nin akuakültür sektörüne yönelik ihracat potansiyelini de artırıyor. Bu ürünler hem sürdürülebilirlik hem izlenebilirlik hem de besin değeri açısından tüketicilere rekabet avantajı sağlıyor.
Aves olarak sürdürülebilirlik, hem ekonomik hem de çevresel açıdan işimizin temel bir parçası. Ülkemizin yerli üretim kapasitesini güçlendirirken, yağlı tohum, küspe ve SPC üretiminde ileri teknolojiler kullanarak sürdürülebilir bir büyüme hedefliyoruz.
Sonuç olarak, Türkiye’nin soya işleme ekonomisi, küresel çapta ihracat potansiyeliyle de tedarik zincirinde stratejik bir rol üstleniyor. Bu çok yönlü ihracat yapısı, Türkiye’yi yalnızca bir işleyici değil, aynı zamanda bölgesel bir dönüştürücü ve dağıtım merkezi hâline getiriyor.
SONUÇ: GELECEĞİN DENGESİ – PROTEİN, ENERJİ VE SÜRDÜREBİLİRLİK
2025/26 sezonu, soya fasulyesinin klasik bir tarımsal ürün olmaktan çıkıp küresel stratejik enstrüman hâline geldiği dönüm noktası. Üretim rekor seviyelere ulaşmış olsa da piyasa artık miktara değil, güvene, sürdürülebilirliğe ve izlenebilirliğe fiyat biçiyor.
EUDR’nin uygulamaya girmesi, ABD–Çin ticaret hattındaki stratejik yeniden yapılanma ve Güney Amerika’daki lojistik baskılar, soya kompleksini üç ana eksende tanımlıyor: protein, enerji ve sürdürebilirlik.
Protein, artan nüfusun beslenme güvenliğiyle; enerji, biyoyakıt dönüşümüyle; sürdürülebilirlik ise regülasyon ve sertifikasyon maliyetleriyle piyasaya yön veriyor.
Bu yeni dönemde Türkiye, üretici olmamasına rağmen güçlü kırma kapasitesi, çok menşeli tedarik yapısı ve sürdürülebilir işleme altyapısıyla Avrupa, Ortadoğu ve Asya’nın güvenli tedarik zincirinin en önemli halkalarından biri hâline geliyor.
Küresel soya piyasasında artık başarı yalnızca üretmekte değil; belgelendirerek, izlenebilir biçimde üretmekte yatıyor. Bu denklemde Türkiye, üretici değil ancak işleyici ve dönüştürücü ülke kimliğiyle geleceğin soya piyasasında doğru yerde duruyor.