BLOG

Mehdi Eker’den küresel gıda sistemi uyarısı: Rekor üretime rağmen açlık büyüyor

20 Kasım 20255 dk okuma

Eski Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı ve Cumhurbaşkanlığı Tarım ve Gıda Politikaları Kurulu Üyesi Mehdi Eker, Mersin’de düzenlenen AgroFoodSummit 2025’te yaptığı konuşmada, dünya hububat üretiminin 3 milyar tona yaklaşarak rekor kırdığını, buna rağmen 700 milyon insanın açlık çektiğini belirterek, “Sorun üretim yetersizliği değil, adaletsiz paylaşım ve israf” mesajı verdi.

Mersin’de 32 ülkeden sektör temsilcisini bir araya getiren AgroFoodSummit 2025, küresel gıda güvenliği tartışmalarına güçlü bir zemin oluşturdu. Zirvenin açılış oturumlarından birinde konuşan Eski Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı ve Cumhurbaşkanlığı Tarım ve Gıda Politikaları Kurulu Üyesi Mehdi Eker, sunumuna İbn Haldun’a atfedilen “Coğrafya kaderdir” sözüyle başladı. Eker, coğrafyanın iklim, toprak ve topoğrafya yoluyla hububat ve bakliyat üretimini belirlediğini vurgulayarak, “Pirinç, buğday, mercimek, nohut, fasulye ve mısır gibi temel ürünlerin nerede yetişeceğini tarih boyunca coğrafya tayin etti” dedi. Bu çerçevede, Mersin’in de içinde bulunduğu bölgenin binlerce yıllık tarımsal mirasına dikkat çekti.


JEOPOLİTİK GERİLİM, KORUMACILIK VE İKLİM STRESİ

Konuşmasında küresel ölçekte sektörü etkileyen ana başlıkları da sıralayan Eker, Karadeniz ve Akdeniz havzalarındaki jeopolitik gerilimler, artan ekonomik dalgalanmalar ve pandemi sonrası öne çıkan korumacı ticaret politikalarının, gıda ticaretini kırılgan hâle getirdiğini söyledi.

İklim değişikliğinin bu tabloyu ağırlaştırdığını ifade eden Eker, sanayi devrimi öncesine göre dünya ortalama sıcaklığının 1,1 °C arttığını hatırlattı ve mevcut trend sürerse yüzyıl sonunda 3 °C’lik bir artışla karşı karşıya kalınabileceği uyarısında bulundu. Bu senaryonun birçok zirai üründe %25–50 aralığında verim kaybı anlamına gelebileceğini vurguladı.

Yalnızca 2023 yılında iklim kaynaklı afetlerin dünya ekonomisinde 380 milyar dolarlık kayba yol açtığını belirten Eker, bunun küresel tarımsal hasılanın yaklaşık %10’una karşılık geldiğini söyledi.

KÜRESEL BÜYÜME YAVAŞLIYOR, TARIMSAL ÜRETİM ARTIYOR

Eker, küresel ekonomik büyümenin de aşağı yönlü bir trende girdiğini hatırlattı. Covid-19 öncesindeki 20 yıllık dönemde dünya ekonomisinin ortalama %3,7 büyüdüğünü, son yıllarda ise bu oranın %3,3’e gerilediğini, uluslararası kuruluşların 2025 ve 2026 için daha düşük oranlar öngördüğünü aktardı.

Buna karşın tarımsal üretimin nüfus artış hızını geride bıraktığını vurgulayan Eker, 2000–2022 döneminde dünya nüfusunun %31 artarken, tarımsal üretim değerinin %89 artışla 3,8 trilyon dolara çıktığını ifade etti.

2025 yılı itibarıyla dünya hububat üretiminin 2,99 milyar tonla tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaştığını belirten Eker, “Rekor kıran bir üretim söz konusu; ancak bu rekor, insanlığın açlık sorununu çözmeye yetmiyor” dedi.


“SORUN ÜRETİM DEĞİL, ADALETSİZ PAYLAŞIM VE İSRAF”

Eker, Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü verilerine göre dünyada 700 milyondan fazla insanın açlık çektiğini, 2,3 milyar insanın ise gıda güvensizliği yaşadığını hatırlattı. 2024 yılında dünya nüfusunun %28’inin orta veya şiddetli gıda güvensizliğiyle karşı karşıya kaldığını söyledi. “Bugün ürettiğimiz gıda, aslında ihtiyaçlarımızı karşılayabilecek düzeyde” diyen Eker, buradaki temel sorunun üretim yetersizliği değil, adaletsiz paylaşım ve yaygın israf olduğunun altını çizdi: “Bir tarafta rekor üretim var, diğer tarafta yüz milyonlarca insan açlıkla mücadele ediyor. Üretilen gıdanın yaklaşık üçte biri kayboluyor veya israf ediliyor. Bu, insanlığın kendisiyle yüzleşmesi gereken bir tablodur.”

Eker, gıdanın zaman zaman bir “silah” olarak kullanılabildiğine de dikkat çekerek, Gazze’de gıdaya erişimin bilinçli olarak engellenmesinin, tarihin karanlık sayfalarına geçecek ağır bir insanlık suçu olduğunu belirtti.

GIDA KAYBI VE İSRAFIN MALİYETİ

Konuşmasında gıda kaybı ve israfına ilişkin rakamlar da paylaşan Eker, tahmini değeri 400 milyar dolar olan gıdanın %13’ünün hasattan perakende aşamasına kadar kaybedildiğini, perakende ve tüketici düzeyinde ise toplam gıdanın %19’unun israf edildiğini ifade etti. Üretimden lojistiğe, imalattan perakendeye kadar uzanan tüm zincirde kayıpların azaltılması gerektiğini vurgulayan Eker, “Bu, yeryüzünde yaşamanın asgari sorumluluğudur” dedi.

TARIMIN KESİŞİM KÜMESİ: BİYOLOJİ, EKONOMİ, EKOLOJİ

Eker,konuşmasında modern tarımın üç disiplinin kesişim noktasında yer aldığını vurguladı: biyoloji, ekonomi ve ekoloji. “Tarımı bu kesişim kümesinin dışına taşıdığımızda, bugün yaşadığımız sorunlara yenilerini ekliyoruz” diyen Eker, sadece biyolojik verim artırma hedefiyle ya da yalnızca ekonomik kârlılık perspektifiyle hareket etmenin ekosistemi tahrip ettiğini, dünyayı sürdürülebilir bir üretim alanı olmaktan çıkarabileceğini söyledi.

İnsan–tabiat ve insan–insan ilişkilerinde yeni bir mutabakata ihtiyaç olduğunu vurgulayan Eker, “İnsan hakları sözleşmesi gibi, insanla tabiat arasında da yeni bir sözleşme gerekiyor. Bu sözleşme, bilgi ile hikmeti ve hakkaniyet duygusunu bir araya getirmeli” ifadesini kullandı.

TÜRKİYE’NİN AGRO-STRATEJİK ROLÜ

Konuşmasının son bölümünde Türkiye’nin bölgesel konumuna değinen Eker, Türkiye’nin dünya gayrisafi hasılasının yaklaşık üçte birine ve küresel nüfusun beşte birine birkaç saatlik uçuş mesafesinde olduğunu hatırlatarak, ülkenin küresel lojistik ağının tam merkezinde yer aldığını söyledi.

Doğal bitki örtüsü açısından Türkiye’nin yaklaşık 12.000 bitki türüne ve 4.000 civarında endemik türe ev sahipliği yaptığını belirten Eker, Türkiye’nin “bereketli hilal”in bir parçası olarak baklagillerin ve buğdayın ana vatanlarından biri olduğunun altını çizdi. Türkiye’nin 32–33 milyar dolarlık tarım ürünleri ihracatı ve 74 milyar doları aşan tarımsal hasılasıyla bölgesel gıda güvenliğinde kilit rol oynadığını ifade etti.

Karadeniz Tahil Koridoru sürecine de değinen Eker, Türkiye’nin inisiyatifiyle hayata geçirilen bu mekanizmanın, küresel gıda güvenliği açısından kritik bir nefes alma alanı sağladığını vurguladı.

BAKLAGİLLERİN STRATEJİK ÖNEMİ VE SU AYAK İZİ

Baklagillerin stratejik rolüne ayrı bir başlık açan Eker, 2013 yılında FAO’ya götürdükleri girişimle, Birleşmiş Milletler nezdinde “Dünya Bakliyat Günü”nün ilan edilmesinde Türkiye’nin aktif rol oynadığını hatırlattı. Baklagillerin, su ayak izi ve karbon emisyonu açısından kırmızı ete göre çok daha avantajlı olduğunu belirten Eker, 1 kilogram baklagil üretmek için gereken su miktarının, 1 kilogram kırmızı et için gerekenin katbekat altında olduğunu, baklagillerin toprağı azota bağlama kapasitesiyle gübre ihtiyacını azalttığını ve çevresel yükü hafiflettiğini söyledi.

Baklagillerin hem temel gıda maddesi hem de güçlü bir bitkisel protein kaynağı olduğunu vurgulayan Eker, “Mümkün olan her bölgede baklagil üretimini artırmak, gıda güvenliğini çevresel sürdürülebilirlikle beraber düşünmek demektir” değerlendirmesinde bulundu.

DAHA AZ KORUMACILIK, DAHA ÇOK İŞBİRLİĞİ

Eker, konuşmasını uluslararası işbirliği çağrısıyla tamamladı. Ülkelerin üreticilerini koruma kaygısını anlayışla karşıladığını ancak aşırı korumacılığın uzun vadede hem üreticiye hem tüketiciye hem de sanayiciye zarar verdiğini belirtti. “Koruma içgüdüsü ile küresel sorumluluk arasında yeni bir denge kurmalıyız. Daha az korumacılık, daha çok diyalog ve işbirliği gerekiyor,” dedi.

Haberler Kategorisindeki Yazılar
16 Ocak 20232 dk okuma

Dr. Eckel ve Evonik'ten fitojenikler konusunda iş birliği

Bu ortaklığın ilk ürünü, 2023'ün ilk çeyreğinde Avrupa'da satışa sunulacak.

22 Mayıs 20182 dk okuma

ABD’li Soya Üreticileri Ticaret Savaşından Endişeli

ABD ile Çin arasındaki ticaret gerginliği Amerikalı soya üreticilerini endişelendirdi. Geçen yıl Çi...