Abhishek Dhar
TEAM LEAD – FOOD, BEVERAGE, AND AGRICULTURE MARKETSANDMARKETS RESEARCH PVT. LTD.
Artan deniz ürünü talebi, sürdürülebilirlik baskıları ve yem teknolojilerindeki hızlı gelişmeler, küresel akuayem sektörünü yeniden şekillendiriyor. Fonksiyonel katkı maddelerinden böcek proteinine, yapay zekâ destekli besleme sistemlerinden hassas beslemeye kadar sektör, su ürünleri yetiştiriciliği üretimi ve uluslararası balık ticareti büyümeye devam ederken geleneksel besleme stratejilerinin ötesine geçiyor.
Akuayem; balıklar, kabuklular ve yumuşakçalar için pelet veya ekstrüde formda bir ya da birden fazla yapay ve/veya doğal yem hammaddesinden oluşuyor. Elinizdeki raporda yalnızca ticari akuayemler ele alınırken, çiftlikte üretilen yemler çalışma kapsamı dışında bırakıldı. Nüfus artışı, yükselen gelir seviyeleri ve değişen beslenme alışkanlıklarının etkisiyle küresel deniz ürünü talebi artmaya devam ediyor. Buna bağlı olarak balık ve diğer sucul canlıların yetiştiriciliğini kapsayan akuakültür sektörü de artan deniz ürünü talebini karşılamak amacıyla büyüyor. Akuayem, temel besin maddelerini sağlayarak ve optimum sağlığı destekleyerek yetiştirilen balıkların gelişimi ve büyümesinde kritik rol oynuyor. Dolayısıyla deniz ürünlerine yönelik artan talep, akuayem talebini de beraberinde getiriyor.

BÜYÜYEN BİR PAZAR
Balıklar, diğer türlerle karşılaştırıldığında akuayem bileşenlerinin en büyük tüketicisi konumunda bulunuyor. Bunun başlıca sebebi, özellikle kıyı bölgelerinde uygun maliyetli olması ve yüksek sindirilebilirlik sağlaması. Ancak aşırı avlanma ve kirlilik, doğal sulardaki balık varlığını önemli ölçüde azalttı. Bu yüzden üretimi artırmak amacıyla farklı yöntemler uygulanıyor. Bu yöntemlerden biri de akuakültür yönetiminin dijitalleşme yoluyla geliştirilmesi. Son yirmi yılda Afrika’daki akuakültür sektörü, geçim odaklı balık yetiştiriciliğinden ticari ve kâr odaklı üretime yöneldi. Bu dönüşüm; teknik destek ile gerçek zamanlı bilgi, girdi ve hizmet erişimini gerekli kılıyor. Güney Afrika’daki Rhodes Üniversitesi, bu ihtiyaçlara cevap vermek amacıyla Afrika’daki akuakültür sektörünün gelişimini ve yönetimini destekleyen çevrim içi “Buna Africa” platformunu geliştirdi. Platform aracılığıyla üreticiler, üretim verilerini hükümetlerle paylaşarak politika geliştirme süreçlerine ve yönetim planlarının oluşturulmasına katkı sağlayabiliyor. Ayrıca FAO da Ruanda ve Uganda’da Buna Africa uygulamasını destekleyerek üreticilere verimlilik ve üretimi artırmaya yönelik teknik destek ve hizmet sunuyor. Buna Africa aynı zamanda akuakültür sektöründeki hizmet sağlayıcılarını balık üreticileri ve kamu kurumlarıyla buluşturan bir giriş noktası olarak da işlev görüyor.
MarketsandMarkets verilerine göre, akuayem pazarı büyüklüğünün 2026 yılında 67,71 milyar dolara ulaşması ve 2026-2031 döneminde yıllık bileşik yüzde 7,5 büyüme oranıyla 2031’de 97,12 milyar dolara yükselmesi bekleniyor. Akuayem pazarındaki büyüme, işlenmiş deniz ürünlerine yönelik artan talebe ve buna bağlı olarak büyüyen deniz ürünleri ticaretine bağlanıyor.
Gelişen akuakültür sektörü, organize deniz ürünü üretimindeki artışın önünü açarken, bu durum sektörün daha da büyümesini destekliyor. FAO verilerine göre dünya akuakültür üretimi 2022 yılında, 2020’ye kıyasla 8,1 milyon ton artarak 130,9 milyon ton ile rekor seviyeye ulaştı. Çiftlik çıkış değeri ise 34,2 milyar dolar artışla 312,8 milyar dolara yükseldi. Bu büyüme, genişleyen akuakültür faaliyetleri ve artan pazar değeri sayesinde akuayeme yönelik talebin güçlendiğini ve sektör için önemli fırsatlar doğduğunu ortaya koyuyor. Üretim; yüzgeçli balıklar, kabuklular ve yumuşakçaların yanı sıra algler gibi sucul bitkileri de kapsıyor. 2022 yılında iç su akuakültürü 59,1 milyon ton sucul hayvan üretirken, bunun yüzde 89,7’sini yüzgeçli balıklar ve yüzde 8,7’sini kabuklular oluşturdu. Bu üretim, küresel akuakültür üretiminin yüzde 62,6’sına karşılık geliyor.
Aynı kaynağa göre 2022 yılında en büyük 10 akuakültür üreticisi ülke, küresel üretimin yüzde 87,9’unu gerçekleştirdi. Çin yüzde 57,8 ile ilk sırada yer alırken; Hindistan yüzde 7,1, Endonezya yüzde 6,9 ve Vietnam yüzde 5,2 pay aldı. Bangladeş, Mısır, Norveç, Şili, Myanmar ve Filipinler de önemli katkı sağlayan ülkeler arasında yer aldı. Bu ülkeler, artan su ürünleri talebini karşılamadaki kritik rolleri sayesinde küresel akuakültür sektörüne yön veriyor.
Akuakültür üretimindeki bu artışın arkasında çeşitli faktörler bulunuyor. Öncelikle küresel deniz ürünü talebindeki yükseliş, geleneksel balıkçılık faaliyetleri üzerinde baskı oluştururken alternatif üretim yöntemlerinin geliştirilmesini hızlandırdı. Akuakültür, avcılıkla elde edilen balık ve kabuklu ürünleri destekleyen sürdürülebilir bir çözüm olarak öne çıktı. Bunun yanında teknolojik gelişmeler de üretim artışında önemli rol oynadı. Balık yemi formülasyonları, su kalitesi yönetim sistemleri ve hastalık önleme stratejilerindeki yenilikler verimlilik ve üretim miktarlarını artırdı. Genetik olarak geliştirilmiş balık türleri de büyüme performansı ve hastalık direncini artırarak sektörün genişlemesine katkı sağladı.

İHRACATTA YENİ GÜÇLER SAHNEYE ÇIKIYOR
Balık ve akuakültür ürünleri ticareti, farklı uluslararası tedarikçi ve üreticileri bir araya getirerek hem balık tüketiminin artmasında hem de akuakültür ürünleri için küresel bir pazar oluşturulmasında kritik rol oynuyor. Balık ve su ürünleri, küresel gıda sektörünün en yoğun ticaret yapılan alanlarından biri arasında yer alıyor. Balıkçılık üretimindeki artış ve güçlü talep sayesinde bu ürünlerin ticareti son yıllarda önemli ölçüde büyüdü. Giderek küreselleşen ortam da balıkçılık sektörünün gelişimini destekledi. Balıkçılık ve akuakültür üretimindeki güçlü büyüme, hem çeşitlendirilmiş hem de besleyici gıdalara yönelik tüketimin artmasını beraberinde getirdi.
OECD-FAO Tarımsal Görünüm 2021-2030 raporuna göre akuakültür, özellikle somon, levrek, çipura ve karides gibi yüksek değerli türlerin yanı sıra tilapia, yayın balığı ve sazan gibi daha düşük değerli türlerle birlikte uluslararası balık ticaretinin büyümesinde önemli rol oynayacak. AB içi ticaret hariç tutulduğunda, dünya gıda amaçlı balık ihracatının 2030 yılına kadar canlı ağırlık eşdeğeri bazında 44 milyon tona ulaşması ve önümüzdeki on yılda yüzde 5,3 artış göstermesi bekleniyor.
Balıkçılık üretiminde kilit oyuncular arasında yer alan Asya ülkelerinin, 2030 yılı itibarıyla küresel gıda amaçlı balık ihracatının yüzde 47’sini oluşturacağı öngörülüyor. Asya ihracat büyümesine katkı sağlamayı sürdürecek olsa da asıl artışın, sırasıyla yüzde 33 ve yüzde 40 büyüme oranları beklenen Rusya ve Şili gibi ülkelerden gelmesi bekleniyor. Çin ise gıda ve balık ihracatındaki büyümenin yavaşlamasına rağmen, 2030’da dünya ticaretinin yüzde 18’ini oluşturarak lider ihracatçı konumunu koruyacak. Vietnam’ın ise ek ihracat hacminin yüzde 47’sini oluşturarak balık ihracatında en büyük büyümeyi göstermesi bekleniyor. Buna karşın Hindistan ve Endonezya’dan daha düşük ihracat gerçekleşmesi bu büyümeyi sınırlayabilir.
Deniz ürünleri işleme ve taşımacılık teknolojilerindeki gelişmeler, deniz ürünleri tedarik zincirinin verimliliğini artırdı. Şok dondurma ve vakumlu paketleme gibi modern işleme teknikleri, deniz ürünlerinin raf ömrünü uzatarak taşıma sürecinde tazelik, lezzet ve besin değerlerinin korunmasını sağladı. Bu yöntemler, bozulma ve kayıpları azaltırken daha yüksek miktarda ürünün kalite kaybı yaşamadan pazara ulaşmasına imkân tanıyor. Ayrıca özel soğuk zincir lojistik sistemlerinin gelişimi de deniz ürünlerinin taşınması sırasında gerekli optimum sıcaklık şartlarının korunmasında kritik rol oynuyor.
Bu sebeple akuakültür pazarının, hem yüksek hem de düşük değerli türlerin uluslararası ticarete katkısıyla birlikte küresel balık ve su ürünleri ticaretinin büyümesinde kritik rol üstlenmesi bekleniyor. Asya, balıkçılık üretimi ve ihracatındaki güçlü konumunu korurken; Rusya ve Şili gibi ülkelerin ihracatta önemli büyüme kaydetmesi öngörülüyor. Gelişmiş ekonomiler balık ithalatına yüksek ölçüde bağımlı olmaya devam ederken, Asya’nın etkisi altındaki gelişmekte olan ülkelerin gıda amaçlı balık ithalatındaki payı görece daha düşük kalacak.

BALIK TÜKETİMİNDE ARTIŞ VAR
Son yıllarda dünya genelinde balık tüketiminde önemli bir artış yaşanıyor. İnsanların daha sağlıklı hayat konusunda bilinçlenmesi ve balığın besinsel faydalarına yönelik farkındalığın artmasıyla birlikte balık, bireyler ve aileler için daha popüler bir tercih haline geldi. Balık tüketimindeki yükselişin temel sebeplerinden biri; balığın yüksek kaliteli protein, omega-3 yağ asitleri, vitaminler ve mineraller açısından zengin bir kaynak olarak görülmesi. Bu besin öğeleri dengeli beslenme ve genel sağlığın korunması açısından büyük önem taşıyor. Ayrıca balık, düşük doymuş yağ içeriği sayesinde kırmızı ete daha sağlıklı bir alternatif olarak değerlendiriliyor.
Balığa yönelik talebin artmasındaki bir diğer önemli etken ise et üretiminin çevresel etkilerine ilişkin farkındalığın yükselmesi. İklim değişikliği ve sürdürülebilirlik konularına yönelik endişelerin artmasıyla birlikte daha fazla tüketici balığı çevre dostu bir protein kaynağı olarak tercih ediyor. Kara tabanlı hayvancılıkla karşılaştırıldığında balık yetiştiriciliği genellikle daha düşük karbon ayak izine sahip ve daha az arazi ile su kaynağı gerektiriyor. Bunun yanı sıra teknoloji ve taşımacılık alanındaki gelişmeler de balığın daha geniş tüketici kitlelerine ulaşmasını sağladı. Gelişmiş soğuk zincir lojistiği ve etkin küresel ticaret ağları sayesinde farklı balık türleri coğrafi konumdan bağımsız olarak yıl boyunca erişilebilir hale geldi. Bu erişilebilirlik, tüketicilere yeni gastronomik tecrübeler sunarken deniz ürünleri seçeneklerini de çeşitlendirdi.
OECD-FAO Tarımsal Görünüm 2021-2030 raporuna göre 2030 yılında balık üretiminin yüzde 90’ının gıda amaçlı tüketileceği, yüzde 8’inin balık unu ve balık yağı üretiminde kullanılacağı, kalan yüzde 2’lik kısmın ise diğer gıda dışı alanlarda değerlendirileceği tahmin ediliyor. Protein, yağ asitleri ve mikro besin öğeleri açısından kritik bir kaynak olmayı sürdürecek olan balık, özellikle kıyı ile iç bölgelerde yaşayan topluluklar için küresel beslenme ve gıda güvenliğinde hayati rol oynayacak. Balık, gıda tüketiminin yanı sıra süs balıkçılığı, yetiştiricilik, yem, ilaç hammaddesi ve akuakültür ile hayvancılıkta doğrudan yem olarak da kullanılıyor. Küresel ölçekte gıda amaçlı balık tüketiminin 2030 yılına kadar yüzde 14,8 artarak 23 milyon ton ek hacimle toplam 181 milyon tona ulaşması bekleniyor. Bu büyümenin tüm kıtalarda görülmesi öngörülürken, kişi başına tüketilen balık miktarı ve türleri açısından ülkeler arasında önemli farklılıklar bulunuyor. Bu farklılıklar; fiyat, erişilebilirlik, gelir düzeyi ve tüketici tercihleri gibi faktörlerden kaynaklanıyor.

BALIKLAR DAHA FAZLA TABAKTA FONKSİYONEL KATKI MADDELERİ VE YEM İNOVASYONU
Fonksiyonel katkı maddelerinin kullanımı, balık sağlığı, sürdürülebilirlik ve yem verimliliğiyle ilgili kritik sorunların çözümüne katkı sağlayacağı için akuayem sektöründe önemli etki yaratacak. Salgın hastalıklar ve düşük bağışıklık gibi sucul canlı sağlığına ilişkin sorunlar, akuakültür sektöründe yaygın şekilde görülüyor ve ciddi ekonomik kayıplara yol açıyor. Prebiyotikler, probiyotikler, immünostimülanlar ve maya ekstraktları gibi fonksiyonel katkılar, bağışıklık sistemini güçlendirmek ve bağırsak sağlığını iyileştirmek amacıyla kullanılıyor. Örneğin beta-glukan ve maya ekstraktları, hastalıklara karşı direnci artırmak ve antibiyotik kullanımını azaltmak için değerlendiriliyor. Bunun yanında yemden yararlanma verimsizliği de yem maliyetlerini artırırken çevresel kayıplara yol açan önemli bir sorun olarak öne çıkıyor. Enzimler ve amino asitler gibi katkılar ise karmaşık yem bileşenlerinin parçalanmasını sağlayarak besin sindirilebilirliğini ve biyoyararlanımını artırıyor, enerji kullanımını optimize ediyor. Bu da yem dönüşüm oranlarının düşmesine, üretim maliyetlerinin azalmasına ve besin kayıplarının minimize edilmesine katkı sağlıyor.
Bunun yanında çevresel değişimler ile taşıma ve handling süreçlerine bağlı olarak oluşan stres, balık sağlığı ve verimliliğini etkileyen temel faktörlerden biri olarak öne çıkıyor. Bu sebeple vitaminler ve stres azaltıcı bileşikler gibi antioksidanlar, sucul canlılarda oksidatif stresi azaltmak amacıyla fonksiyonel katkı olarak kullanılıyor. Bu uygulamalar ölüm oranlarını azaltırken hayvan refahı ve verimliliği de artırıyor.

POLİTİKA VE DEVLET DESTEĞİ
Akuakültür sektörü, dünya genelinde farklı ülkelerin hükümetleri tarafından uygulanan çeşitli girişimlerle birlikte büyümesini sürdürüyor. Hindistan’da Tarım Bakanlığı, tüm eyaletlerde balıkçılık ve akuakültüre yönelik merkezi destekli kalkınma programlarının planlanması, izlenmesi ve finansmanından sorumlu bulunuyor. Bu yapı, ülkenin akuakültür sektörünün geliştirilmesine odaklanması için önemli bir alan oluşturuyor.
Hükümetler, akuakültürü eğitim ve kapasite geliştirme programlarıyla destekliyor. Üreticilerin bilgi ve becerilerini artırmaya yönelik eğitim programları ve atölyeler düzenlenerek iyi uygulamaların benimsenmesi ve verimliliğin artırılması hedefleniyor. Ayrıca sektör paydaşları arasında bilgi ve tecrübe paylaşımını kolaylaştırarak inovasyon ve iş birliği teşvik ediliyor. Örneğin Avrupa Birliği (AB) ve Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), Gürcistan hükümetine Ulusal Akuakültür Gelişim Stratejisi’nin hazırlanması sürecinde destek sağlıyor. Düzenlenen çalıştay, Gürcistan’daki akuakültür sektöründe yer alan farklı paydaşları bir araya getirerek geniş ölçekli akuakültür, deniz yetiştiriciliği ve balık çiftçiliği konularında tartışmaların başlatılmasını amaçladı. Süreç, ülkenin ulusal akuakültür stratejisinin oluşturulmasına katkı sunmayı hedefliyor.
Avrupa Komisyonu, 2021-2030 dönemi için belirlediği stratejik yönergeler aracılığıyla Avrupa Birliği (AB) içinde akuakültür sektörünün sürdürülebilir ve rekabetçi gelişimini desteklemek amacıyla önemli adımlar attı. Bu yönergeler, AB ülkeleri, akuakültür sektörü ve diğer paydaşlar için ortak bir vizyon sunarak Avrupa Yeşil Mutabakatı ve Çiftlikten Sofraya Stratejisi ile uyum sağlıyor. AB üyesi ülkeler, Komisyon tarafından ortaya konulan ortak vizyonla uyumlu olmasını sağlamak amacıyla ulusal akuakültür stratejik planlarını gözden geçirdi. Bu iş birliği yaklaşımı, sektörün gelişiminin doğrudan AB’nin daha geniş çevresel ve sürdürülebilirlik hedeflerine katkı sunmasını garanti ediyor. Akuakültür sektörünün sürdürülebilir büyümesini desteklemek amacıyla Avrupa Denizcilik, Balıkçılık ve Akuakültür Fonu (EMFAF) özel finansal destek sağlıyor. Her AB ülkesi, sürdürülebilir akuakültür geliştirme hedefleriyle uyumlu olmak şartıyla, fonları kendi ulusal stratejik planına göre tahsis etme yetkisine sahip bulunuyor. Stratejik yönergeler, finansal destek ve araştırma girişimlerinin entegre edilmesiyle AB, akuakültür sektörünün sürdürülebilir gelişimini teşvik etmeyi ve bunu Birliğin daha geniş çevresel ve sürdürülebilirlik hedefleriyle uyumlu hale getirmeyi amaçlıyor.

ALTERNATİF PROTEİNLER VE YEMDE TEKNOLOJİ RÜZGÂRI
Uluslararası Balık Unu ve Balık Yağı Organizasyonu’na (IFFO) göre balık unu ve balık yağı kullanımındaki artış, vahşi yem balığı stokları üzerinde baskıyı artırıyor. Buna bağlı olarak da protein kaynağı olarak alternatif hammaddelerin geliştirilmesine yönelik ihtiyaç giderek artıyor. Aynı zamanda çevresel etkisi düşük gıdalara yönelik tüketici tercihlerinin yükselmesiyle birlikte birçok şirket yenilikçi ürün geliştirmeye yatırım yapıyor. Örneğin BioMar (Danimarka), akuayemde böcek unu kullanımının etkisini test etmiş ve umut verici sonuçlar elde etmiştir. Bu sebeple böcek unu, akuakültür yemlerinde alternatif protein kaynağı olarak gelecekte önemli bir rol oynayabilir.
Haziran 2022’de dsm-firmenich (İsviçre), Brezilya’nın önde gelen hayvan besleme teknolojisi şirketini satın alarak yenilikçi protein kaynaklarının geliştirilmesini önemli ölçüde ileri taşıdı. Bu satın alma, hassas besleme ve teknolojik entegrasyonu güçlendirerek hayvancılıkta veri odaklı besleme sistemlerini destekliyor. Prodap’ın gelişmiş dijital çözümleri ve gerçek zamanlı veri toplama ile özelleştirilmiş besleme stratejilerindeki uzmanlığı, DSM’nin mevcut hassas besleme sistemlerini güçlendiriyor. Bu entegrasyon, akuakültürde daha doğru ve kişiselleştirilmiş yem çözümleri sunarak büyüme oranlarının ve yem dönüşüm verimliliğinin artırılmasına katkı sağlıyor.
Yem formülasyonunda teknolojinin entegrasyonu, akuayem sektöründe önemli bir fırsat alanı oluşturması beklenen bir gelişme olarak öne çıkıyor. Sensörler ve IoT cihazları, balık ve karideslerin beslenme alışkanlıkları, su kalitesi ve çevre şartlarına ilişkin gerçek zamanlı veriler toplayarak kestirimci analizlerde kullanılıyor. Bu sistemler, yemlerin türlerin tüketim alışkanlıkları ve sağlık ihtiyaçlarına uygun şekilde formüle edilmesini sağlıyor. Böylece üreticiler, yem içeriğini mevsimsel ve çevresel değişkenlere göre uyarlayabiliyor ve çiftlik verimliliğini artırabiliyor. Ayrıca yapay zekâ kullanımı, balıkların beslenme sırasındaki davranış değişikliklerini tespit ederek yemleme sürecinin optimize edilmesini sağlıyor. Bu sayede yemleme ne zaman durdurulmalı veya ne zaman değiştirilmelidir gibi kararlar daha doğru şekilde verilebiliyor ve yem kullanım verimliliği artırılıyor.
Bunun yanında akuayemde, vitaminler, probiyotikler ve enzimler gibi hassas besin maddelerini korumak amacıyla gelişmiş kaplama teknikleri kullanılıyor. Bu yöntemler, besin kaybını azaltarak çevresel etkiyi düşüren ve sucul canlı sağlığını iyileştiren yüksek kaliteli yem üretimini mümkün kılıyor. Örneğin çevre dostu pelet bağlayıcılar, su stabilitesinden ödün vermeden PMC/üre formaldehit gibi sentetik bağlayıcıların yerine kullanılmak üzere özel olarak formüle ediliyor. Karides yemi üreticileri için en büyük zorluklardan biri olan uygun şartlandırma sıcaklığına ulaşmak, doğal bileşenlerin bağlayıcı özelliklerinin tam olarak kullanılabilmesi açısından kritik önem taşıyor. Bu sebeple çevre dostu pelet bağlayıcıların kullanımı; su stabilitesinin optimize edilmesine, daha yüksek sıcaklıklarda üretim yapılabilmesine, düşük kullanım oranına, maliyet etkinliğine ve sürdürülebilirliğe katkı sağlayan bir alternatif sunuyor.