ABD ve İsrail’in İran’a yönelik başlattığı topyekûn savaş, Hürmüz Boğazı’nı bir lojistik kördüğüme dönüştürerek küresel tarım ve enerji piyasalarını sarsıyor. Orta Doğu’daki bu nükleer riskli tırmanış, gübre maliyetlerinden yem hammaddelerine kadar tüm üretim çarklarını durma noktasına getirme potansiyeli taşıyor.
Donald Trump yönetimindeki ABD ve en yakın müttefiki İsrail’in İran’a karşı başlattığı yüksek yoğunluklu savaş, sebep olduğu insani krizin yanında modern tarihin en kritik enerji ve lojistik kırılmasına yol açmış durumda. Dünyanın en önemli dar geçidi konumundaki Hürmüz Boğazı’ndaki askeri abluka; sadece petrol tankerlerini değil, tarım-yem-hayvansal ürünler üçgeninin temel taşı olan doğalgaz ve üre ticaretini de rehin aldı. Bölgedeki enerji ihraç eden Körfez Arap ülkeleri, artan güvenlik riskleri nedeniyle sevkiyat kapasitelerini düşürürken, İran’ın en büyük petrol alıcısı konumundaki Çin’in bu hamlelere vereceği yanıt küresel dengeleri bıçak sırtında tutuyor.

Yem sektörü için asıl kâbus, azotlu gübre üretiminin hammaddesi olan doğalgaz akışının kesilmesiyle başladı. Doğalgaz fiyatlarındaki spekülatif sıçrama, doğrudan gübre ve elektrik maliyetlerini yukarı çekerek mısır ve soya gibi temel yem bileşenlerinde "agriflasyonist" bir süreci tetikledi. Bir NATO üyesi olarak savaşın sınırlarına dayanma riskiyle karşı karşıya olan Türkiye, bu maliyet baskısını en sert hisseden aktörler arasında geliyor. Başta AB’nin lokomotif güçleri Fransa ve Almanya olmak üzere, Birlik dışındaki stratejik müttefik Birleşik Krallık da Trump’ın Hürmüz Boğazı’nı açma hedefiyle savaşa dâhil olmaları yönündeki ısrarlı teklifine şimdilik mesafeli duruyor. Ancak bu diplomatik restleşmeye rağmen, lojistik rotaların tıkanması Avrupa genelindeki hayvansal üretim tesislerinde hammadde krizini derinleştiriyor.
Trump’ın Hürmüz Boğazı’nı açma hedefiyle savaşa dâhil olmaları yönündeki ısrarlı teklifine şimdilik rest çekseler de, lojistik rotaların tıkanması Avrupa’daki hayvansal üretim tesislerinde de hammadde krizini derinleştiriyor.
NÜKLEER BİR KIYAMET SENARYOSU MU?
Gelecek projeksiyonları, bu savaşın bir ‘kıyamet senaryosuna’ evrilerek nükleer bir boyuta taşınması durumunda, sadece bölgesel bir çatışmanın değil, küresel gıda arzının tamamen çökebileceğini gösteriyor. Azerbaycan gibi enerji koridoru ülkelerinin bu süreçteki stratejik konumu kritikleşirken, yem sanayicileri için yüksek maliyetli stok yönetimi artık bir tercih değil, hayatta kalma meselesi haline geldi. Enerji ve gıda güvenliğinin iç içe geçtiği bu dönemde, Hürmüz’deki her patlama, dünyanın en uzak köşesindeki bir çiftlikte maliyet artışı olarak yankılanmaya devam edecek.

ALTERNATİF HAMMADDE ROTALARI VE RİSK YÖNETİMİ
Küresel ölçekte tırmanan ABD-İsrail-İran savaşı, yerli yem üreticisini döviz kuru baskısı ve enerji maliyetleri kıskacında bırakırken, Türkiye’nin lojistik can damarlarında da ciddi bir tıkanıklığa yol açıyor. 5 Mart 2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan düzenlemeyle iç piyasada akaryakıt artışları sınırlanmaya çalışılsa da, UND ve UTİKAD tarafından yapılan ortak açıklamada, sınır kapılarındaki akaryakıt fiyatlarının savaşın başından bu yana %36-%50 oranında arttığı ve bu durumun uluslararası taşımacılık maliyetleri üzerinde "ciddi bir mali baskı" oluşturduğu vurgulanıyor. Mevcut navlun sözleşmelerinin bu ani şoku karşılayamaması, hammadde tedarik zincirinde sürdürülebilirliği tehdit ederken; sektör paydaşlarının risk yönetimi kapsamında acilen Karadeniz ve Orta Koridor gibi alternatif rotalara yönelmesi ve kamu nezdinde ihracat taşımalarını koruyacak ivedi düzenlemeleri takip etmesi kritik bir hayatta kalma stratejisi olarak öne çıkıyor.