BLOG

Dünya gübre piyasaları, arz şokundan yavaş yavaş denge durumuna geçiyor

21 Temmuz 20266 dk okuma

Doriana Milenkova
Tarım Girdileri Kıdemli Analisti
Rabobank


Hürmüz Boğazı’nın kapanmasıyla tetiklenen ciddi küresel arz şokunun ardından, gübre pazarları kademeli bir yeniden dengelenmeye geçiyor. Haziran ortasındaki ABD-İran mutabakatının etkisiyle azot fiyatlarında yaşanan sert düzeltme pazardaki düşüş eğilimini hızlandırırken; kalıcı yüksek üretim maliyetleri ve iklim riskleri, 2026 yılı çiftçi gübre talebi üzerinde baskı oluşturmaya devam ediyor.

Hürmüz Boğazı’nın fiilen kapanması; küresel üre ticaretinin yaklaşık %34’ünü, amonyak ticaretinin %23’ünü ve kükürt ticaretinin neredeyse %49’unu kısıtlayarak dünya genelinde hammadde erişimini önemli ölçüde daralttı ve ciddi bir gübre şoku tetikledi. Bu kesinti, küresel gübre tedarik zincirlerinin jeopolitik darboğazlara karşı ne kadar kırılgan olduğunu, özellikle Körfez’in uluslararası ticarette kritik rol oynadığı üre ve kükürt özelinde açığa çıkardı. Pazarın ilk refleksi, daralan arz şartlarını, artan üretim ve lojistik maliyetlerini yansıtacak şekilde hem gübre hem de enerji piyasalarında risk primlerinin hızla tırmanması oldu.

Yaşanan kesintiye rağmen gübre pazarları dikkate değer bir direnç gösterdi. Kargoların Kızıldeniz gibi alternatif rotalara yönlendirilmesiyle tedarik zincirleri adapte olurken; Kuzey Afrika, Güneydoğu Asya, Karadeniz, Baltık, ABD ve Avrupa’daki üreticiler Körfez’deki ihracat düşüşünü telafi etmek için devreye girdi. Bu düzenlemeler daha yüksek lojistik maliyetleri getirse de daha derin bir arz şokunu önledi ve üre fiyatlarının gevşemesine katkı sağladı. Aynı zamanda Çin’in ihracat pazarlarına kontrollü geri dönüşü, azot fiyatları üzerindeki aşağı yönlü baskıyı artırdı ve arz krizinde zirve noktasının geride kaldığı algısını güçlendirdi.

ABD-İRAN MUTABAKATI GÜBRE PAZARLARINI DÜŞÜŞ TRENDİNE SOKTU

Ardından gelen ABD-İran mutabakatı, kriz fiyatlamasından düşüş piyasası görünümüne geçişi hızlandırdı. Haziran ortasında ABD-İran Mutabakat Zaptı’nın imzalanması, çatışmada yeni bir aşamaya işaret etti. Anlaşma ateşkesi uzattı, ABD deniz ablukasını sonlandırdı, İran petrokimya ürünlerine geçici yaptırım muafiyeti getirdi ve Hürmüz Boğazı’ndan kısıtlamasız geçiş ihtimalini yeniden açtı. Jeopolitik dinamiklerdeki bu değişim, pazar algısını hızla negatife çevirdi. İlk tepkiyi üre piyasası verdi: Kesintinin zirve yaptığı dönemde FOB bazında 900 USD/ton seviyesini aşan Orta Doğu ihracat fiyatları, dokuz hafta içinde yarı yarıya düştü. Haziran sonlarında fiyatlar FOB bazında 400–410 USD/ton civarına gerilerken, ABD NOLA Temmuz barçları FOB bazında 345–360 USD/st yakınlarında işlem görüyordu. Özellikle alıcıların daha fazla fiyat düşüşü ve daha net bir pazar tabanı bekleyerek kenarda kalmayı tercih ettiği bir ortamda, bu düzeltmenin hızı beklentileri aştı.


O günden bu yana bitki besleme elementleri arasında net bir ayrışma ortaya çıktı. Azot fiyatları keskin bir şekilde düzeltme yaparken, fosfat fiyatları yalnızca %2 ila %7 arasında marjinal bir gevşeme gösterdi. Brezilya’da MAP fiyatları CFR bazında 900 USD/ton seviyelerine yakın seyrederken, Hindistan DAP fiyatları CFR bazında 930–935 USD/ton civarında tutunuyor ve ABD fosfat fiyatları hafif zayıflasa da tarihsel yüksek seviyelerini koruyor. Fosfat piyasası, Çin’in sınırlı ihracatı ve kalıcı yüksek kükürt ve amonyak hammadde maliyetleri sebebiyle baskı altında kalmaya devam ediyor. Arz, Fas ve Suudi Arabistan gibi büyük üreticilerin üretim kesintilerinin yanı sıra, Rusya’nın uzatılmış ihracat yasağı ve kısıtlı Kazak transiti sebebiyle kükürt tedarikindeki daralma ile daha da sınırlanıyor. Sonuç olarak, fosfatta fiyat düzeltmesinin sınırlı kalması bekleniyor.

KADEMELİ PAZAR NORMALLEŞMESİNE RAĞMEN GÜBREYE ERİŞİLEBİLİRLİK TEMEL BİR SORUN

Hürmüz’ün kısmen yeniden açılmasına rağmen, fiziki pazar çatışma öncesi şartlara hızla dönmüyor. Üre, kükürt, amonyak ve fosfat dahil olmak üzere gübre kargoları Basra Körfezi’nden yeniden hareket etmeye başladı. Ancak normalleşme hala yavaş ilerliyor; yoğun liman ortamında işlemlerin tamamlanmasını bekleyen yaklaşık 1 milyon ton üre yüzen depolarda bekletiliyor. Mayın temizleme operasyonları, yüksek sigorta primleri ve geçiş şartlarına dair devam eden belirsizlikler sebebiyle lojistik maliyetleri yüksek kalmaya devam ediyor. Ateşkesin ne kadar kalıcı olacağının bilinmemesi de kesintinin kalıntı etkilerinin birkaç ay, hatta bir yıla kadar sürebileceği anlamına geliyor.

Geniş jeopolitik çerçeve, enerji piyasalarını etkilemeye devam ediyor ve bu durum da gübre üretimini ve tarım ekonomisini etkiliyor. Mutabakat, petrol ve gaz fiyatlarını zirve seviyelerinden aşağı çekmiş olsa da enerji maliyetleri, özellikle dizel ve rafine ürünler için yapısal olarak yüksek kalmaya devam ediyor. Bu durum, gübrenin genel girdi maliyeti baskısının yalnızca bir parçasını oluşturduğu tarım sektörü için son derece kritiktir. Çiftçiler daha yüksek çiftlik içi yakıt, bitki koruma ve finansman maliyetleriyle de karşı karşıya. Bu da toptan gübre fiyatlarındaki düşüşün, çiftlik düzeyinde hemen hissedilir bir rahatlamaya dönüşmesinin pek mümkün olmadığını gösteriyor.

Dolayısıyla, önümüzdeki ekim dönemi için gübrenin satın alınabilirliği temel endişe kaynağı olmaya devam edecektir (grafiğe bakınız). Ürün fiyatları artan girdi maliyetlerini dengeleyecek ölçüde yükselmedi ve İran-ABD anlaşmasının kendisi de enerji risk primlerini düşürerek tarımsal emtia piyasalarındaki havayı zayıflattı. Sonuç olarak, 2026 yılı çiftçi marjları daralmış durumda ve ABD, Avrupa, Brezilya ile Avustralya dahil olmak üzere büyük üretici bölgelerde uzun vadeli ortalamaların altında seyrediyor. ABD’de yüksek azot maliyetlerinin, ekim alanlarında mısırdan daha az gübre gerektiren ve nispeten daha iyi kârlılık sunan soyaya doğru bazı kaymaları tetiklemesi bekleniyor. Brezilya’da ise çiftçilerin gübre uygulama oranlarını düşürmesi ve daha önce üreden amonyum sülfata geçişte görüldüğü gibi daha düşük maliyetli besin seçeneklerine yönelmesi muhtemel. Fosfat tarafında, SSP ve NP formülasyonları gibi daha düşük maliyetli ürünlere yönelik ikamenin artması öngörülüyor.

Avustralya, gübre talebinin kısıtlanmasına bir başka net örnek sunuyor. Yüksek üre fiyatları, hava durumuna dair belirsizlikler ve artan işletme maliyetleriyle birleştiğinde, buğday ekim alanlarının yaklaşık 2,5 milyon hektar azalması; bu arazilerin bir kısmının daha az besin girdisi gerektiren ot, saman ve mera sistemlerine kayması bekleniyor. Daha geniş bir perspektiften bakıldığında, küresel ölçekte çiftçiler maliyet kontrolüne öncelik veriyor, satın almaları erteliyor, girdi kullanımını optimize ediyor ve yüksek maliyetli üretim sistemlerine olan bağımlılıklarını azaltıyor.

Sonuç olarak, küresel gübre talebinin keskin bir çöküş yaşamak yerine sınırlı bir düşüş göstermesi ve böylece kısa vadede büyük ölçekli rekolte kaybı riskini sınırlandırması bekleniyor. Talep daralmasının seçici olması; en çok fosfat ve birincil önceliğe sahip olmayan uygulamalarda belirginleşmesi muhtemel. Çiftçiler muhtemelen en verimli arazilerinde temel bitki besleme uygulamalarına öncelik verirken, toprak verimliliğinin izin verdiği marjinal alanlarda girdileri azaltacaktır. Düşük gübre kullanımı hemen ani verim düşüşlerine yol açmasa da birden fazla sezon boyunca biriken kümülatif etki, özellikle 2027 yılına gelindiğinde çok daha belirgin hale gelebilir.

İKLİM RİSKLERİ, BİTKİSEL ÜRETİM VE ÇİFTLİK GELİRLERİ ÜZERİNDEKİ BELİRSİZLİĞİ DERİNLEŞTİRİYOR

Gübre kullanımının azalması, olumsuz hava şartlarının yaşanması durumunda bitkisel üretimi risklere karşı daha açık hale getirecektir. Bu risk, hava ve iklim faktörleriyle daha da büyüyor. Avrupa halihazırda buğday verimini olumsuz etkileyebilecek ve mısır üretimi için daha da büyük bir tehdit oluşturan aşırı sıcak hava dalgalarıyla karşı karşıya. Aynı zamanda, güçlü bir El Niño olayının gerçekleşme ihtimalinin artması, 2027 üretim sezonu için yeni bir belirsizlik katmanı ekliyor. Muhtemel etkiler arasında Güney ve Güneydoğu Asya’da pirinç ve şeker üretiminin azalması, Avustralya’da ise buğday ve kanola rekoltesinin düşmesi yer alıyor. Sahra Altı Afrika’da da El Niño kaynaklı kuraklık şartları mısır verimini düşürebilir. El Niño ayrıca palmiye yağı, kahve ve diğer tropikal ürünler gibi çok yıllık bitkiler üzerinde daha uzun vadeli sonuçlar doğurarak küresel arz dengelerini daraltabilir. Buna karşılık Amerika kıtasındaki önemli üretim bölgelerinde iyileşen yağış rejimleri soya üretimini destekleyebilir.

Aynı zamanda, baş gösteren bu üretim risklerinin vadeli işlem piyasalarında fiyatlanması muhtemeldir. Hava şartlarına bağlı arz kısıtlaması beklentisi, tarımsal emtia fiyatlarına destek sağlayabilir ve yüksek üretim maliyetlerinden kaynaklanan negatif baskıyı kısmen dengeleyebilir. Genel olarak gübre pazarları akut arz stresini geride bırakıyor, ancak satın alma gücü kısıtlamaları ve iklim riskleri talepteki toparlanmayı baskılamaya devam ediyor.

Makale Kategorisindeki Yazılar
08 Şubat 20227 dk okuma

Geçiş Kuru Dönem İnek Yönetimi

25 Eylül 20175 dk okuma

Zor Günlerde Süt Sığırcılığı ve Kesif Yem Kullanımı

“Yonca kuru otu, mısır silajı ve saman pahalı ise hayvanda metabolik hastalıklara ve infertilitey...

20 Ağustos 20247 dk okuma

Ekvador’un su ürünleri ve balıkçılık sektörüne genel bakış

Ekvador’un su ürünleri sektörü ihracatı 2023 yılında 1,2 Milyon Ton 7,2 Milyar ABD Doları olarak gerçekleşti.