“Biyogüvenlik mevzuatından kaynaklı sıkıntılar tedarik zincirimizde aksamalara, hatta zaman zaman tıkanmalara neden olmaktadır. Bu konudaki sorunlarımızın aşılabilmesi için, en azından AB’de gıda amaçlı onaylanmış olan ürünlerin ülkemizde yem amaçlı kullanımına izin verilmesi faydalı olacaktır.”

M. Ülkü Karakuş
TÜRKİYEMBİR BAŞKANI
RÖPORTAJ CEMALETTİN KANAŞ
Yem ve hayvansal üretimde 35 yılı aşan profesyonel iş hayatı ve 25 yıllık Türkiye Yem Sanayicileri Birliği (TÜRKİYEMBİR) Başkanlığı... Bununla bağlantılı olarak TOBB Türkiye Tarım Meclisi Başkanlığı ve ATO Hayvansal Üretim Komitesi Üyeliği... Zooteknist ve işadamı... Konu yem ve hammadde olunca ulusal ve sektörel yayın organlarının misafir etmekten onur duydukları Ülkü Karakuş’tan bahsediyorum. 2023’ün ilk röportajında Sayın Karakuş’la yem sektörünün dününü, bugününü ve yarınını konuştuk. Yem sektöründeki çok aktörlü yapı sayesinde fiyatların rekabetçi olduğunu belirten TÜRKİYEMBİR Başkanı Ülkü Karakuş, hammadde fiyatlarının durulmasıyla yem fiyatlarındaki artışın durmasının da bunu ispatladığını söylüyor. Özverili bir şekilde üretime devam eden sanayicinin fiyatları sebepsiz yükselttiği ithamlarının üzücü olduğunu dile getiriyor. Birçok konuda olduğu gibi GDO’lu ürünler konusunda da bilgi kirliliği olduğunu söyleyen Karakuş, ‘onaylı transgenik ürünlerin’, insan ve hayvan sağlığına yönelik olumsuz etkisi görülmediğini ifade ediyor. Yürürlükteki Biyogüvenlik Kanunu’nu eleştiren tecrübeli işadamı, mevcut mevzuatın tedarik zincirinde tıkanıklığa sebep olduğunu kaydediyor.
TÜRKİYEMBİR BAŞKANI, “Onaylı çeşit sayısının dünya ve AB’ye kıyasla ülkemizde çok düşük kalması nedeniyle bu ürünlerin ithalatı ve yemlerde kullanımı ile ilgili aksaklık ve sorunlar ortaya çıkmaktadır. Çok saygın yem üreticilerimiz hakkında, ithal ettikleri ürünlerde istem dışı bulunan çeşitler nedeni ile hukuki süreç başlatılmaktadır. Bu durum ise sanayicimizi yıpratmaktadır. Bu konuda yaşanan sıkıntıların giderilebilmesi için, Biyogüvenlik Kanunu’nun AB mevzuatına uyumlu hale getirilmesi gerekmektedir.” Değerlendirmesinde bulunuyor.

Sayın Ülkü Karakuş’la olan sohbetimizde; Pandemi, Rusya-Ukrayna savaşı/tahıl koridoru, enflasyon ve yem-hammadde fiyatları gibi güncel konuların yanı sıra karma yem sektörünün tarihi, yem katkı üretimindeki durumumuz, hammadde tedariki, Biyogüvenlik mevzuatı, hayvansal ürün ihracatı ve hammadde KDV oranları gibi sistemik konulara temas etme imkânı bulduk. TÜRKİYEMBİR Başkanı Ülkü Karakuş’un sorularımıza verdiği cevaplar şöyle:
Sektör ve basın sizi gelişmeleri anbean takip eden tarzınızla ve aynı zamanda sanayici ve TÜRKİYEMBİR başkanı kimliğinizle biliyor. Sizi daha yakından tanıyabilir miyiz?
Otuz beş yılı aşkın süredir yem ve hayvansal üretim konularında profesyonel anlamda çalışmakta olan bir zooteknist ve iş insanıyım. Karma yem üretiminin yanında, aynı zamanda tavukçuluk ve büyükbaş yetiştiriciliği ile de hayvansal üretime katkı sağlayan bir üreticiyim. Ayrıca hammadde ticareti ile de uğraşmaktayım.

Bugüne kadar pek çok STK’da çeşitli görevlerde bulunarak, sivil toplum alanında da tarım, yem, hayvansal üretim konusundaki çalışmalarda yer aldım. Türkiye Yem Sanayicileri Birliği Yönetim Kurulu Başkanlığı görevimi 1998 yılından bu yana sürdürmekteyim. Diğer yandan TOBB Türkiye Tarım Meclisi Başkanlığı ve ATO Hayvansal Üretim Komitesi Üyeliği görevleri ile de tarım sektörü menfaatine gayretlerimiz devam etmektedir.
BİTKİSEL VE HAYVANSAL ÜRETİM ARASINDA BİR KÖPRÜ KONUMUNDAYIZ
Yem sektörünün kronik sorunlarının üzerine gelen pandemi, Ukrayna-Rusya savaşı ve enflasyon, fiyatları daha sıcak bir şekilde gündeme getiriyor. Bu şartlar altında yem sektörünün sesi olan TÜRKİYEMBİR’in önemi de artıyor. TÜRKİYEMBİR’in yapısı, faaliyetleri ve üyelerine, sektöre ve ülke ekonomisine faydaları konusunda bilgi verir misiniz?
İlk yem kanunun kabul edilmesinin ardından 1974 yılında kurulan Birliğimiz, Türkiye’deki karma yem sanayiinin tek temsilcisi olarak sektörümüzün sorunlarını ele almak ve yem sanayimizi daha da ileriye taşımak amacıyla faaliyetlerini sürdürmektedir. TÜRKİYEMBİR karma yem üreten firmalara ve mensuplarına mesleki, sosyal, teknik ve ekonomik yönlerden yol göstermekte, üretimin kamu yararına uygun ve verimli bir şekilde sürmesine yardımcı olmaktadır.

Karma yem sektörü, bitkisel üretimden aldığı ürünleri işleyerek hayvansal üretimin istifadesine sunan, köprü niteliğinde bir sektördür. Ülkemizde üretilen mısır, arpa gibi hububatın büyük kısmını karma yem sektörü kullanmakta ve üreticilerimiz de bu yemleri et, tavuk, balık, yumurta, süt gibi hayvansal ürünlere dönüştürmektedir. Ayrıca yem sektörü vadeli satışları ile hayvansal üretim yapan üreticilerimizi de dolaylı olarak finanse etmektedir. Dolayısıyla karma yem sektöründe meydana gelebilecek herhangi bir sorun tüm tarımsal değer zincirini ve ülke ekonomisini etkilemektedir. Türkiye Yem Sanayicileri Birliği, sektörümüzle ilgili ortaya çıkan sıkıntıların ilgili kesimlere aktarılarak sorunların hızlı bir şekilde çözüme kavuşturulması için gerekli adımları atmakta ve bu sayede ekonomik kayıpların azaltılmasını hedeflemektedir.
Bu nedenle Birliğimizin, yem sektörünün sürdürülebilirliğini sağlamaya yönelik bu faaliyetleri, bitkisel ve hayvansal üretim zincirinin devamlılığına ve tarımsal ekonominin gelişimine önemli bir katkı sunmaktadır. Son yıllarda yaşadığımız pandemi ve Ukrayna–Rusya savaşı nedeniyle sektörümüze yansıyan sorunların çözüme kavuşturulmasında da Birliğimiz önemli bir rol üstlenmiştir.
Cumhuriyetimizin 100’üncü yılına yaklaşırken, Türk yem sanayisinin geçmişi, bugünü ve geleceği hakkında neler söylemek istersiniz? Sektörün yapısı ve kronik sorunlarının çözülmesi için neler yapılması gerekiyor?
Ülkemizde ilk kez 1955 yılında özel bir girişim olarak kurulan yem fabrikası faaliyetini uzun süre devam ettirememiştir. Türk karma yem sanayiinin gelişimi, bir devlet teşebbüsü olan Yem Sanayii Türk A.Ş. 1956 yılında kurulmasıyla başlamış ve sektörün belirli bir seviyeye ulaşması ile Yem Sanayi Türk A.Ş. fabrikalarını özelleştirme kapsamında satıp yem sanayiinden tamamen çekilmiştir. O günden bugüne yem sanayiimiz hem hayvansal üretimin zamanla artışı, hem hayvan besleme konusunda bilincin artması, hem de özel sektörün özverili çalışmalarıyla gelişimini sürdürmüştür.

Karma yem üretimi amacıyla kurulan ilk fabrikalarda daha çok insan gücü kullanılırken, günümüzde yem fabrikaları çoğunlukla son teknoloji makineler kullanılarak otomasyon sistemleri ile işletilmektedir. Makine gücüne yönelimin artması sayesinde mevcut kapasite de artmaktadır. Mevcut durumda ülkemizde çift vardiyada 40 milyon ton karma yem üretim kapasitesi bulunmakta olup bu kapasitenin yaklaşık %65 ‘i kullanılmaktadır. Bugün ülkemizde karma yem üretimi yapan 600’e yakın fabrikada yaklaşık 25 bin kişinin istihdam edildiği tahmin edilmektedir.
Karma yem maliyetlerinin %93’ü hammadde maliyetlerinden oluşmaktadır ve dolayısıyla sektörümüzün öncelikli sorunlarından bir tanesi yem hammaddesi temininde yaşanan sıkıntılardır. Zaman içerisinde hayvansal üretimin de gelişimi ile birlikte, büyümesini sürdüren yem sanayiimizin hammadde ihtiyacını bitkisel üretimimiz karşılayamaz hale gelmiştir. Bu nedenle yem sanayiimizin artan hammadde talebini karşılayabilmek için özellikle soya fasulyesi, bazı hububatlar, kepekler ve küspeler gibi hammaddeleri ithal etme ihtiyacı doğmaktadır. Sektörümüzün ürettiği 27 milyon tonluk karma yemin yaklaşık 12 milyon tonu mecburen ithal hammaddelerden karşılanmaktadır. Bu nedenle hammadde fiyatları da yurtdışı fiyatlardan ve döviz kurundan önemli ölçüde etkilenmektedir. Bitkisel üretimin arttırılması için öncelikle tarım alanındaki yapısal sorunlarımızın çözülmesi, havza bazlı üretim modelinin ve arazi toplulaştırma faaliyetlerinin etkin bir şekilde hayata geçirilmesi gerekmektedir.
YEM HAMMADDELERİNDEKİ KDV YÜKÜ AZALTILMALI
Sektörde karşımıza çıkan diğer bir sorun ise yem sektörünün hem tedarikçisi hem de müşterisi olan bitkisel ve hayvansal ürün üreticilerimizin yaptığı işten kazanç sağlayamadıkları için tarım sektöründen çekilmesidir. Kırsalda yaşayan ve tarımla uğraşan kişilerin yeterli ve düzenli kazanç sağlaması ekonominin temellerinden birini oluşturan tarım sektörünün de ayakta kalmasını sağlayacaktır.
Biyogüvenlik mevzuatından kaynaklı sıkıntılarımız, hala sıklıkla gündeme gelmekte ve tedarik zincirimizde aksamalara, hatta zaman zaman tıkanmalara neden olmaktadır. Bu konudaki sorunlarımızın aşılabilmesi için, en azından AB’de gıda amaçlı onaylanmış olan ürünlerin ülkemizde yem amaçlı kullanımına izin verilmesi faydalı olacaktır.
Karma yemlerde kullanılan çoğu hammaddede KDV oranı %1 olarak uygulanmakta iken nişastacılık artıkları, DDGS ve ham soya yağı için KDV hala %18 olarak uygulanmaktadır. Söz konusu yem hammaddelerinde de KDV’nin %1’e indirilmesi sektörümüzün KDV yükünü ve dolayısıyla maliyetlerimizi azaltacaktır.
Yem katkı maddelerinde dışarıya bağımlılık düzeyimiz hakkındaki düşünceleriniz nelerdir? Konuyla ilgili hangi çalışmaların yapılması gerekiyor?
Ülkemizde bazı mineraller dışında; özellikle enzimler, vitaminler, aminoasitler, antioksidanlar, aroma vericiler, toksin bağlayıcılar, koruyucular gibi yemlerde kullanımı önem arz eden yem katkı maddelerin açısından yurtdışına bağımlı durumdayız. En çok ithal edilen yem katkı maddeleri arasında premiksler ve amino asitler yer almaktadır.
YEM KATKI SEKTÖRÜNDE GELİŞMEYE AÇIĞIZ
Yem katkı maddeleri yem rasyonlarında az miktarlarda kullanılsa da yüksek fiyatları nedeniyle yem maliyetlerini de önemli oranda etkilemektedir. Dolayısıyla bu ürünlerin ülkemizde uygun maliyetle üretilebilmesine yönelik çalışmalar yem maliyetlerinin düşürülmesi açısından çok değerlidir.
Hem yüksek yatırım maliyeti gerektirmesi ve hem de üretim aşamasında genellikle biyoteknolojik yöntemlerin kullanılması nedeniyle yem katkıları üretiminin ülkemizde çok fazla gelişmediğini söyleyebiliriz.
Son yıllarda, TAGEM tarafından gıda ve yem sektörlerinde kullanılan bazı enzimlerin yerli üretimine yönelik çalışmalar yapılmakta olsa da bu çalışmalar henüz başlangıç aşamasındadır. Bu tür çalışmalara destek verilmesi sektörümüzce memnuniyetle karşılanmaktadır.
Pandemide gıdaya erişim bir fiyat konusu olmanın ötesine geçmiş ve gıda güvenliği konusu gündeme gelmişti. Tahıl ambarı iki ülke arasında devam eden savaş da bu endişeleri ileri taşıdı. Ukrayna-Rusya savaşı özelinde Karadeniz’deki ve dünyadaki siyasi gelişmelerin dünyaya ve ülkemize yansımalarını nasıl yorumluyorsunuz?
Rusya ve Ukrayna dünya tahıl ticaretinde kritik bir role sahip iki önemli ülkedir. Bizim için ise bu ülkeler, çok sık ticaret yaptığımız yakın komşularımız olması nedeniyle çok daha fazla anlam ifade etmektedir. Ukrayna ve Rusya, dünya ayçiçeği tohumu ticaretinin %55’ini, buğday ticaretinin %32’sini, arpa ticaretinin %27’sini, mısır ticaretinin %20’sini karşılamaktadır. Dolayısıyla dünya gıda arzında çok kritik bir konumda bulunmaktadırlar. Ülkemizin ithal ettiği buğdayın %87’si, mısırın %80’i, arpanın %82’si Rusya ve Ukrayna’dan temin edilmektedir.
TÜRKİYE’NİN STRATEJİK ÖNEMİ ARTTI
Bu bölgeden hammadde tedarikinin aksaması Avrupa başta olmak üzere pek çok bölgede paniğe sebep olmuş ve bu durum fiyatların yükselişini beraberinde getirmiştir. Ukrayna’daki tahılların tahliyesi amacıyla güvenli bir tahıl koridoru oluşturulması için Türkiye’nin gösterdiği üstün gayret piyasaları rahatlatmış ve bu çalışmalar global anlamda memnuniyetle karşılanmıştır. Tedarik yollarının sıkıntıya girdiği bu süreçte ülkemiz, hammadde tedariki ve lojistik anlamda önemli bir merkez haline gelmiştir. Avrupa ile Rusya arasındaki gerginlik ülkemizin uluslararası siyaset açısından öneminin artmasına vesile olmuş ve bunu takiben Türkiye’de bir enerji merkezi kurulmasına yönelik görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Ülkemizin stratejik öneminin daha da yükseldiği bu dönemde, bu durumun avantajından faydalanabileceğimiz politikaların hayata geçirilmesi ülkemiz menfaatine olacaktır.
GDO KONUSUNDA BİLGİ KİRLİLİĞİ VAR
Sektörün üzerinde fikir birliği olduğu konulardan biri de geçmişe göre daha bilinçli bir tüketici kitlesiyle karşı karşıya olunduğu. Bu bağlamda, yem üretiminde kullanılan GDO’lu ürünler konusunda endişe var mı? Bu konuda neler söylemek istersiniz?
Son yıllarda yaşadığımız dijital dönüşüm ve teknolojilerin gelişimi, bireylerin sağlık ve gıda güvenilirliği konusunda farkındalığının artmasına katkı sağlamaktadır. Dijital dönüşümün pek çok avantajının yanı sıra dezavantajlarından biri de kaynağı kontrol edilmeden, yanlış bilginin de hızlı bir şekilde yayılmasına neden olmasıdır. Gıda güvenliği ile ilgili her konuda olduğu gibi transgenik ürünlerin kullanımı konusuna da bazı tüketiciler hassasiyetle yaklaşmaktadır. Buna ek olarak, bu konuda uzmanlığı olmamasına rağmen konunun ilgi görmesinden faydalanmak isteyen bazı kişilerce, biyoteknolojik ürünlerle ilgili, gerçeği yansıtmayan bir algı oluşturulmaya çalışılmaktadır.
BİYOGÜVENLİK KANUNU AB İLE UYUMLU OLMALI
Transgenik ürünler, dünyada 29 ülkede, 18 milyon çiftçi tarafından üretilmektedir. Bu ürünler uzun süren bilimsel çalışmalar sonucunda, insan ve hayvan sağlığı ile çevreye yönelik riskleri değerlendirildikten sonra kullanıcıların istifadesine sunulmaktadır. Dünyanın her yerinde, yem ve gıda olarak 30 yılı aşkın süredir kullanılan onaylı transgenik ürünlerin, insan ve hayvan sağlığına yönelik olumsuz etkileri görülmemiştir.
Transgenik ürünlerin global anlamda üretimi ve ticareti giderek yaygınlaşmaktadır. İthal etmek zorunda olduğumuz yem hammaddelerinin yaklaşık 2/3’ü transgenik olup, bu ürünlerden dünya ticaretine konu olan soyaların neredeyse tamamı, mısırların ise yarıdan fazlası transgeniktir. Ülkemizde transgenik olması muhtemel ürün ithalatı her ay ortalama 650 bin ton civarındadır. Dolayısıyla, ithal etmek zorunda kaldığımız hammaddelerde de bu ürünlerin istem dışı bulunma ihtimali yüksektir. Onaylı çeşit sayısının dünya ve AB’ye kıyasla ülkemizde çok düşük kalması nedeniyle bu ürünlerin ithalatı ve yemlerde kullanımı ile ilgili aksaklık ve sorunlar ortaya çıkmaktadır. Çok saygın yem üreticilerimiz hakkında, ithal ettikleri ürünlerde istem dışı bulunan çeşitler nedeni ile hukuki süreç başlatılmaktadır. Bu durum ise sanayicimizi yıpratmaktadır.
Bu konuda yaşanan sıkıntıların giderilebilmesi için, Biyogüvenlik Kanunu’nun AB mevzuatına uyumlu hale getirilmesi gerekmektedir.
TÜM PAYDAŞLARIMIZI TUYEM 14’E DAVET EDİYORUZ
1992’den bu yana iki yılda bir toplanan Uluslararası Yem Kongresi ve Yem Sergisi TUYEM’in 14’üncüsünün Kıbrıs’ta gerçekleşeceğini açıkladınız. Programı incelediğimde iklim değişikliği, hayvansal protein açığı, yem teknolojilerindeki gelişmeler ve güncel ekonomik tartışmalar gibi birçok gündemin ele alınacağını görüyorum. Etkinlik hakkında neler söylemek istersiniz?
TUYEM,1992’den bu yana yem sektörü paydaşlarının ilgiyle bir araya geldiği, yem sektörü için eşsiz bir buluşma noktası haline gelmiştir. Pandemiden dolayı ertelemek zorunda kaldığımız TUYEM 14’ü, bu yıl 27-30 Nisan 2023 tarihleri arasında KKTC’de Limak Cyprus Deluxe Hotel’de gerçekleştireceğiz.

Cumhuriyetimizin 100. yılında sektör paydaşlarımızla bir araya gelerek sektörümüzün gelişimini değerlendirecek, yem sanayimizi daha ileriye taşımak için görüşlerimizi paylaşacağız. Ayrıca son zamanlarda yaşanan gelişmelerin ülkemizin stratejik önemini arttırmasının avantajlarını da “MERKEZ TÜRKİYE” sloganıyla TUYEM 14’te ele alacağız.
Tüm sektör paydaşlarımızı TUYEM 14’e davet ediyor, bu önemli etkinliğe katılım ve desteklerini bekliyoruz.
SEKTÖRDE YOĞUN REKABET VAR, FİYATLAR SEBEPSİZ ARTMAZ
Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?
Son birkaç yıl içinde yaşanan pandemi, ekonomik kriz, Rusya-Ukrayna savaşı gibi olağanüstü durumlar tüm dünyayı olduğu gibi ülkemizi de etkilemiştir. Söz konusu olağan üstü gelişmeler sonucunda tedarik zincirinde yaşanan aksamalar, hem dış hem de iç piyasalarda görülen hammadde fiyat artışları yem sektörünün temel girdileri olan hammaddelere de yansımıştır. Tüm bu zor şartlar altında dahi sektörümüz özverili çalışmaları ile üretimini sürdürse de yem sanayicimizin fiyatları sebepsiz yükselttiğine yönelik haksız ithamlar bizleri yıpratmaktadır. Sektörümüzde yoğun bir rekabet ortamı olması nedeniyle, yem maliyetlerinin önemli bir kısmını oluşturan yem hammaddelerini uygun fiyatla bulabildiği sürece yem üreticileri fiyatlarını arttırmamaktadır. Nitekim son 3-4 ayda hammadde fiyatlarında bir değişim olmadığı için yem fiyatlarında artış olmadığı da görülmektedir.
İHRACAT YASAKLARI BİZE DIŞ PAZARLARIMIZI KAYBETTİRİR
Ülkemiz artık hayvansal ürün ticareti açısından dünya ile rekabet edebilecek duruma gelmiştir, bu durum ihracatımızın arttırılması açısından bir fırsat olarak görülmelidir. Bazı dönemlerde hayvansal ürün ihracatının yasaklanmasına yönelik alınan kararlar, uzun uğraşlar sonunda elde edilen ihracat pazarlarımızın kaybına sebep olacaktır. Bu nedenle hayvansal ürün ihracatının desteklenmesi ülkemiz menfaatine olacaktır.
Yem üretimi ile ilgili olarak henüz resmi rakamlar açıklanmamış olsa da, 2022 yılında üretimin talepteki azalmaya bağlı olarak düştüğünü tahmin ediyoruz. Bunun durumun nedeninin, hem halkın alım gücünün azalması hem de hayvansal üretimle uğraşanların yeterli kazanç sağlayamaması nedeniyle üretimi bırakması olduğunu tahmin etmekteyiz. Bitkisel ve hayvansal üretimin devamlılığı için, üreticiyi merkeze koyan politikalar geliştirilerek kırsalda yaşamın ve üretimin özendirilmesi önem arz etmektedir.