Türkiye’nin sığır varlığı, artan kesim baskısı, hızla yükselen yem maliyetleri ve düşük kârlılık sebebiyle 2026’da daha da azalma yönünde ilerliyor. USDA’nın son değerlendirmesi, besi danası ithalatına olan güçlü bağımlılığın üretimi istikrara kavuşturamadığını, hastalık kaynaklı sorunlar ile artan girdi maliyetlerinin hem süt hem de besi işletmelerini zorladığını vurguluyor.
Türkiye’nin sığır varlığının 2026’da %4 oranında daha düşerek 14,3 milyon başa gerilemesi bekleniyor. Sektör uzmanları; artan yem giderleri, kuraklığa bağlı kaba yem sıkıntısı ve düşük çiğ süt fiyatlarının tetiklediği, damızlıkları da kapsayan yüksek kesim oranlarına dikkat çekiyor. Tarım ve Orman Bakanlığı’nın yerli üretim vurgusuna rağmen besi danası ithalatı iç arz açığını kapatmada başlıca araç olmaya devam ediyor.
Yıllık buzağı kayıplarının 400–500 bin baş seviyesinde seyretmesi, işletme yönetimi ve hayvan sağlığı alanındaki yapısal zayıflıkları yansıttığı yorumları yapılıyor. Bu rakam, Türkiye’nin yıllık ithal ettiği sığır miktarıyla paralellik göstererek sürü büyütme konusundaki kronik verimsizliği ortaya koyuyor. Süt sığırı varlığı azalmayı sürdürürken, yüksek kaliteli damızlık genetik ithalatına yönelik kısıtlamalar hâlâ yürürlükte. 2024’te yapay tohumlama uygulamalarındaki iyileşme sayesinde çiğ süt üretimi sınırlı bir artış göstermiş olsa da üreticiler istikrarsız fiyatlar ve yetersiz kârlılığın uzun vadeli sürdürülebilirliği zayıflattığını vurguluyor.

USDA (ABD Tarım Bakanlığı), Haziran 2025’teki SAT-1 şap hastalığı salgınının ülke genelinde acil önlemleri tetiklediğini ve kesim yönelimini hızlandırdığını belirtiyor. Şap Enstitüsü’nün hızlı aşı üretimi ve riskli illere müdahale ekiplerinin sevk edilmesine rağmen, salgın döneminde düşen kesim fiyatları özellikle küçük aile işletmeleri için ek mali baskı oluşturdu.
İTHALAT, MALİYET BASKILARI VE DEĞİŞEN YEM DİNAMİKLERİ
Yem, akaryakıt, elektrik ve işçilik başta olmak üzere yükselen girdi maliyetleri üreticilerin temel endişesi olmaya devam ediyor. Toplam üretim maliyetinin yaklaşık %75’ini yemin oluşturduğu Türkiye’de karma yem üretiminde kullanılan hammaddelerin yaklaşık %60’ı ithal ediliyor. Kuraklık ve su yönetimi sorunları, özellikle Batı’daki süt çiftçilerini yem bileşeni olarak mısırdan sorguma geçmeye zorlayarak sektörün iklim değişkenliğine karşı kırılganlığını ortaya koyuyor.
2026’da sığır ithalatının 450 bin baş civarında gerçekleşmesi ve ağırlıklı olarak Brezilya ile Uruguay’dan besi hayvanı gelmesi bekleniyor. Yetkililer, ulusal sürüdeki daralmayı yavaşlatmak amacıyla sınırlı sayıda damızlık hayvan ithalatını da onaylamaya devam ediyor. Ancak tartışmalar artıyor: Uruguay’dan gelen bir sevkiyat, ciddi belge uyuşmazlıkları sebebiyle yakın zamanda reddedildi ve bazı tedarikçi ülkelerde güvenilirlik ile sertifikasyon süreçlerine ilişkin endişeleri gündeme taşıdı.

Türk üreticilerin güçlü talebine rağmen, 2024’te ABD süt sürülerinde HPAI tespit edilmesi sonrasında uygulanan ABD menşeli sığır ithalatı yasağı sürüyor. Ancak WOAH rehberleri bu tür kısıtlamaları desteklemiyor.
Sığır kesimi devam ettiği için 2026’da sığır eti üretiminin 1,8 milyon tona yükselmesi beklenirken, ortalama 270–300 kg civarına gerileyen kesim ağırlıkları tarihsel ortalamaların oldukça altında kalmaya devam ediyor. Tüketim 2 milyon ton seviyesinde öngörülse de sektör temsilcileri kişi başı tüketim verilerinin gerçeği yansıtmadığını savunuyor.
Fiyat artışlarını frenlemek amacıyla Et ve Süt Kurumu (ESK) ithal eti artırıyor ve tedarik ağırlıklı olarak Polonya’dan sağlanıyor. Ancak ithalat hacminin yükselmesine rağmen perakende fiyatlar artmayı sürdürüyor. Bu durum değer zinciri genelinde yapısal zayıflık olarak öne çıkıyor.

Türkiye uzun süredir fiyat istikrarı sağlamak ve sığır varlığını büyütmek amacıyla ithalatı bir yöntem olarak kullanıyor. Ancak USDA’nın son analizi, bu çabaların temel verimlilik sorunlarını çözmediğini ortaya koyuyor. Hayvan sağlığı yönetimi, genetik, mera verimliliği ve kârlılık konusunda iyileşme sağlanmadığı sürece hayvan varlığındaki azalmanın ülkenin uzun vadeli hayvancılık potansiyelini sınırlamaya devam edebileceği değerlendiriliyor.