Avrupa’da
16 ülkede incelenen tahıl bazlı ürünlerin büyük çoğunluğunda “sürekli kalıcı
kimyasallar” olarak bilinen PFAS grubundan TFA tespit edildi. Bulgular, gıda
zincirinde yaygın ve kalıcı bir kirliliğe işaret ederken, AB genelinde daha
sıkı düzenleme çağrılarını güçlendirdi.
Avrupa genelinde tahıl bazlı gıda ürünlerinde trifluoroasetik asit (TFA) varlığına dair yeni bulgular, gıda güvenliği ve tarımsal üretim açısından endişe yaratıyor. PAN-Europe tarafından yürütülen çalışmada, 16 AB ülkesinden temin edilen kahvaltılık gevrekler, makarna, ekmek ve un dahil toplam 66 ürün incelendi. Numunelerin 54’ünde yüksek seviyede TFA tespit edildi.
PFAS grubuna ait olan TFA, endüstriyel süreçler ve pestisitlerin parçalanması sonucu oluşuyor ve çevrede kalıcılığı nedeniyle “sürekli kalıcı kimyasal” olarak tanımlanıyor. Araştırma, özellikle buğday bazlı ürünlerde yoğunlaşan kirliliğin, içme suyundaki seviyelerin ortalama 100 katına ulaşabildiğini ortaya koydu.
Suda yüksek çözünürlüğe sahip olan TFA, yağış ve atık su yoluyla geniş alanlara yayılabiliyor. Mevcut arıtma teknolojileri ise bu bileşiğin gideriminde sınırlı kalıyor. Bu durum, tarımsal üretimden gıda işleme zincirine kadar uzanan geniş bir etki alanına işaret ediyor.
PFAS bileşikleri bağışıklık sistemi üzerinde olumsuz etkiler, doğurganlıkta azalma ve gelişimsel risklerle ilişkilendiriliyor. Uzmanlar, bu maddelerin çevrede ve insan vücudunda birikme eğiliminin uzun vadeli sağlık sonuçlarını daha kritik hale getirdiğini vurguluyor.
AB düzeyinde ise PFAS kullanımına yönelik düzenleyici çerçeve giderek sıkılaşıyor. Almanya, Hollanda, Danimarka, İsveç ve Norveç’in öncülüğünde bu maddelerin kullanımını sınırlandırmaya yönelik kapsamlı bir öneri üzerinde çalışılırken, Avrupa Komisyonu tüketici ürünlerinde PFAS’ın aşamalı olarak yasaklanmasını gündemine almış durumda. Yangın söndürme köpüklerine yönelik mevcut kısıtlamaların 2030 itibarıyla yürürlüğe girmesi planlanıyor.
PFAS bileşikleri uzun yıllardır çevresel kalıcılıkları ve biyobirikim özellikleri nedeniyle küresel ölçekte düzenleyici kurumların radarında yer alıyor. Avrupa’da son yıllarda hız kazanan kısıtlama girişimleri, özellikle tarım ve gıda sektörlerinde alternatif çözümlere yönelik arayışı da artırıyor.